Buradasınız

- VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞLERİ

Resmi Gazete No: 19410 Resmi Gazete Tarihi: Salı, 24 Mart, 1987 Adı: UID: 3JGRV9NG6JFU74EV
İçerik:

 

Teşvik belgeli sabit yatırımlara, ihtisas kredilerine ve gerçekleşen ihracata, 121l sayılı Kanuna dayanılarak Bakanlar Kurulu'nca çıkarılan kararnameler uyarınca Kaynak Kullanımını Destekleme Fonundan T.C. Merkez Bankasınca destekleme primi ödenmektedir.

Gerçekleştirilen ihracat ve ihtisas kredileri dolayısıyla T.C. Merkez Bankasınca mükelleflere ödenen destekleme primlerinin, tahakkuk ettikleri yılda hasılat olarak kayıtlara intikal ettirilmesi tabii olup, bu konuda bir tereddüt bulunmamaktadır.

Ancak, Bakanlığımıza intikal eden olaylardan, teşvik belgeli yatırımlar dolayısıyla alınan destekleme primlerinin hasılat olarak mı kaydedileceği yoksa sabit yatırımların maliyet bedelinden mi indirileceği konusunda tereddütlerin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bilintiiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde; "Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum toplamını ifade eder." hükmü yer almıştır.

Bu madde ile iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerin tesbitinde, fiili maliyetin esas alınması öngörülmüştür. Dolayısıyla yatırımcı adına tahakkuk ettirilen destekleme primleri, sabit yatırımların maliyet bedelini azaltıcı bir unsur olduğundan, mükelleflerce bu primler, tahakkuk ettirildikleri tarihte gerçekleştirilmiş olan sabit yatırımların maliyet bedelinden indirilebilir.

Bu durumda, sabit kıymetin maliyet bedeli; indirilen destekleme priminden sonraki miktar olacağından, bu usulü seçen mükellefler, sabit yatırımın toplam bedelinden, alınan primin düşülmesinden sonra kalan değeri sabit yatırımın değeri olarak aktiflerine kaydedecektir. Aktife kaydedilen bu değer üzerinden amortisman ayıracaklar ve bu değer üzerinden de yatırım indiriminden yararlanacaklardır.

Ancak, isteyen mükellefler, tahakkuk eden destekleme primlerini, sabit yatırımların maliyet bedellerinden düşmeden doğrudan hasılat olarak da yazabilirler.

Tahakkuk tarihi ise, söz konusu primlerin T.C. Merkez Bankasınca yatırımcı kuruluşa ödenebilir hale geldiği tarihdir.

Diğer taraftan, teşvik belgeli yatırımlar, ihtisas kredileri ve gerçekleştirilen ihracat için tahakkuk eden destekleme primlerinin üç ay içinde ödenmemesi halinde, üç aylık sürenin bitiminden itibaren T.C. Merkez Bankasınca tahakkuk ettirilen faizlerin hasılat olarak yazılacağı tabiidir.

Tebliğ olunur.

İçerik 1:

 

Teşvik belgeli sabit yatırımlara, ihtisas kredilerine ve gerçekleşen ihracata, 121l sayılı Kanuna dayanılarak Bakanlar Kurulu'nca çıkarılan kararnameler uyarınca Kaynak Kullanımını Destekleme Fonundan T.C. Merkez Bankasınca destekleme primi ödenmektedir.

Gerçekleştirilen ihracat ve ihtisas kredileri dolayısıyla T.C. Merkez Bankasınca mükelleflere ödenen destekleme primlerinin, tahakkuk ettikleri yılda hasılat olarak kayıtlara intikal ettirilmesi tabii olup, bu konuda bir tereddüt bulunmamaktadır.

Ancak, Bakanlığımıza intikal eden olaylardan, teşvik belgeli yatırımlar dolayısıyla alınan destekleme primlerinin hasılat olarak mı kaydedileceği yoksa sabit yatırımların maliyet bedelinden mi indirileceği konusunda tereddütlerin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bilintiiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde; "Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum toplamını ifade eder." hükmü yer almıştır.

Bu madde ile iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerin tesbitinde, fiili maliyetin esas alınması öngörülmüştür. Dolayısıyla yatırımcı adına tahakkuk ettirilen destekleme primleri, sabit yatırımların maliyet bedelini azaltıcı bir unsur olduğundan, mükelleflerce bu primler, tahakkuk ettirildikleri tarihte gerçekleştirilmiş olan sabit yatırımların maliyet bedelinden indirilebilir.

Bu durumda, sabit kıymetin maliyet bedeli; indirilen destekleme priminden sonraki miktar olacağından, bu usulü seçen mükellefler, sabit yatırımın toplam bedelinden, alınan primin düşülmesinden sonra kalan değeri sabit yatırımın değeri olarak aktiflerine kaydedecektir. Aktife kaydedilen bu değer üzerinden amortisman ayıracaklar ve bu değer üzerinden de yatırım indiriminden yararlanacaklardır.

Ancak, isteyen mükellefler, tahakkuk eden destekleme primlerini, sabit yatırımların maliyet bedellerinden düşmeden doğrudan hasılat olarak da yazabilirler.

Tahakkuk tarihi ise, söz konusu primlerin T.C. Merkez Bankasınca yatırımcı kuruluşa ödenebilir hale geldiği tarihdir.

Diğer taraftan, teşvik belgeli yatırımlar, ihtisas kredileri ve gerçekleştirilen ihracat için tahakkuk eden destekleme primlerinin üç ay içinde ödenmemesi halinde, üç aylık sürenin bitiminden itibaren T.C. Merkez Bankasınca tahakkuk ettirilen faizlerin hasılat olarak yazılacağı tabiidir.

Tebliğ olunur.

İçerik 2:

 

Teşvik belgeli sabit yatırımlara, ihtisas kredilerine ve gerçekleşen ihracata, 121l sayılı Kanuna dayanılarak Bakanlar Kurulu'nca çıkarılan kararnameler uyarınca Kaynak Kullanımını Destekleme Fonundan T.C. Merkez Bankasınca destekleme primi ödenmektedir.

Gerçekleştirilen ihracat ve ihtisas kredileri dolayısıyla T.C. Merkez Bankasınca mükelleflere ödenen destekleme primlerinin, tahakkuk ettikleri yılda hasılat olarak kayıtlara intikal ettirilmesi tabii olup, bu konuda bir tereddüt bulunmamaktadır.

Ancak, Bakanlığımıza intikal eden olaylardan, teşvik belgeli yatırımlar dolayısıyla alınan destekleme primlerinin hasılat olarak mı kaydedileceği yoksa sabit yatırımların maliyet bedelinden mi indirileceği konusunda tereddütlerin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bilintiiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde; "Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum toplamını ifade eder." hükmü yer almıştır.

Bu madde ile iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerin tesbitinde, fiili maliyetin esas alınması öngörülmüştür. Dolayısıyla yatırımcı adına tahakkuk ettirilen destekleme primleri, sabit yatırımların maliyet bedelini azaltıcı bir unsur olduğundan, mükelleflerce bu primler, tahakkuk ettirildikleri tarihte gerçekleştirilmiş olan sabit yatırımların maliyet bedelinden indirilebilir.

Bu durumda, sabit kıymetin maliyet bedeli; indirilen destekleme priminden sonraki miktar olacağından, bu usulü seçen mükellefler, sabit yatırımın toplam bedelinden, alınan primin düşülmesinden sonra kalan değeri sabit yatırımın değeri olarak aktiflerine kaydedecektir. Aktife kaydedilen bu değer üzerinden amortisman ayıracaklar ve bu değer üzerinden de yatırım indiriminden yararlanacaklardır.

Ancak, isteyen mükellefler, tahakkuk eden destekleme primlerini, sabit yatırımların maliyet bedellerinden düşmeden doğrudan hasılat olarak da yazabilirler.

Tahakkuk tarihi ise, söz konusu primlerin T.C. Merkez Bankasınca yatırımcı kuruluşa ödenebilir hale geldiği tarihdir.

Diğer taraftan, teşvik belgeli yatırımlar, ihtisas kredileri ve gerçekleştirilen ihracat için tahakkuk eden destekleme primlerinin üç ay içinde ödenmemesi halinde, üç aylık sürenin bitiminden itibaren T.C. Merkez Bankasınca tahakkuk ettirilen faizlerin hasılat olarak yazılacağı tabiidir.

Tebliğ olunur.

Resmi Gazete No: 21429 Resmi Gazete Tarihi: Salı, 8 Aralık, 1992 Adı: UID: 3NI7QXQF7D2M34VI
İçerik:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin birinci fıkrasında, "Bilanço esasına göre defter tutan Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri (imtiyazlı şirketler hariç, kollektif, adi komandit ve adi şirketler dahil) bilançolarına dahil amortismana tabi iktisadi kıymetleri ve bu kıymetler üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları, her hesap dönemi sonu itibariyle aşağıdaki şartlarla yeniden değerleyebilirler..." denilmektedir.

Aynı maddenin 10 uncu bendinde ise değerlemede esas alınacak yeniden değerleme oranının her yıl Aralık ayı içinde Maliye ve Gümrük Bakanlığınca ilan edileceği hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm uyarınca, yeniden değerleme oranı 1992 yılı için % 61,5 (Yüzde Altmış bir virgül beş) olarak tespit edilmiştir.

Öte yandan, yeniden değerlemenin usul ve esaslarına ilişkin olarak yayımlanan Genel Tebliğler ile Kurumlar Vergisi mükelletlerinin yeniden değerleme işlemlerinin Yeminli Müşavirlerce tasdikine ilişkin Tebliğler yürürlükte bulunmaktadır.



Tebliğ olunur.




(*) Güncelliği Kalmamıştır.

İçerik 1:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin birinci fıkrasında, "Bilanço esasına göre defter tutan Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri (imtiyazlı şirketler hariç, kollektif, adi komandit ve adi şirketler dahil) bilançolarına dahil amortismana tabi iktisadi kıymetleri ve bu kıymetler üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları, her hesap dönemi sonu itibariyle aşağıdaki şartlarla yeniden değerleyebilirler..." denilmektedir.

Aynı maddenin 10 uncu bendinde ise değerlemede esas alınacak yeniden değerleme oranının her yıl Aralık ayı içinde Maliye ve Gümrük Bakanlığınca ilan edileceği hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm uyarınca, yeniden değerleme oranı 1992 yılı için % 61,5 (Yüzde Altmış bir virgül beş) olarak tespit edilmiştir.

Öte yandan, yeniden değerlemenin usul ve esaslarına ilişkin olarak yayımlanan Genel Tebliğler ile Kurumlar Vergisi mükelletlerinin yeniden değerleme işlemlerinin Yeminli Müşavirlerce tasdikine ilişkin Tebliğler yürürlükte bulunmaktadır.



Tebliğ olunur.




(*) Güncelliği Kalmamıştır.

İçerik 2:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin birinci fıkrasında, "Bilanço esasına göre defter tutan Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri (imtiyazlı şirketler hariç, kollektif, adi komandit ve adi şirketler dahil) bilançolarına dahil amortismana tabi iktisadi kıymetleri ve bu kıymetler üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları, her hesap dönemi sonu itibariyle aşağıdaki şartlarla yeniden değerleyebilirler..." denilmektedir.

Aynı maddenin 10 uncu bendinde ise değerlemede esas alınacak yeniden değerleme oranının her yıl Aralık ayı içinde Maliye ve Gümrük Bakanlığınca ilan edileceği hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm uyarınca, yeniden değerleme oranı 1992 yılı için % 61,5 (Yüzde Altmış bir virgül beş) olarak tespit edilmiştir.

Öte yandan, yeniden değerlemenin usul ve esaslarına ilişkin olarak yayımlanan Genel Tebliğler ile Kurumlar Vergisi mükelletlerinin yeniden değerleme işlemlerinin Yeminli Müşavirlerce tasdikine ilişkin Tebliğler yürürlükte bulunmaktadır.



Tebliğ olunur.




(*) Güncelliği Kalmamıştır.

Resmi Gazete No: 25813 Resmi Gazete Tarihi: Perşembe, 12 Mayıs, 2005 Adı: UID: 3QU5K89N6ZPQ21GK
İçerik:

Bakanlığımıza yansıyan bazı olaylar nedeniyle uygulama birliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılması uygun görülmüştür.

1. Münhasıran Sürekli Olarak İşlenmiş Altın, Gümüş Alım-Satımı Ve İmali İle İştigal Eden Mükellefler İçin Enflasyon Düzeltmesi Yapma Zorunluluğu

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla(1) değişik Mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde, kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olması halinde mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutacakları hükmü yer almıştır.

Mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasına 5228 sayılı Kanunla(2) eklenen (9) numaralı bent ile de "Münhasıran sürekli olarak işlenmiş; altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler bu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yaparlar." hükmü getirilmiştir.

Ayrıca, 09/08/2004 tarih ve 10 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde, söz konusu mükelleflerden dileyenlerin, 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle 5024 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde yapılan değişikliğe istinaden (31/12/2003 tarihli bilançoları da dahil olmak üzere) 2004 yılına ilişkin geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapmayabilecekleri açıklanmıştır.

Bu hükümler ve yapılan açıklamalara göre, münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden ve kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, enflasyon düzeltme şartlarının (fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olması) oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, 2005 ve müteakip yıllarda her geçici vergi dönemi ve hesap dönemi sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapmaları zorunludur.

2. Son Beş Hesap Dönemi İçinde Aktife Giren Kıymetlerin ROFM Hesaplamasında Oranın (1)'den Büyük Çıkması Hali

328 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin(3) "VI.2.2.1. Son Beş Hesap Dönemi İçinde Aktife Giren Kıymetler İçin" bölümünde yer alan ROFM formülüne ilişkin olarak anılan Tebliğin (8) numaralı dipnotunda gerekli açıklama yapılmış olmasına rağmen uygulamada farklı anlaşılmaların olduğu Bakanlığımıza yansıyan olaylardan tespit edilmiş olup aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

328 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin ilgili bölümünde yer alan ROFM formülü şöyledir;







 
İlgili Hesap Dönemine Ait TEFE Artış Oranı
ROFM = Top. Fin. Maliyeti X

 
İlgili Hesap Dönemine Ait Ortalama Ticari

Kredi Faiz Oranı


Normal şartlar altında, söz konusu formüldeki oranın, (0) ile (1) arasında gerçekleşmesi gerekir. Oranın (1)'den büyük çıkması, bankacılık sektörünün öngörüler ile belirlediği kredi faiz oranlarının, gerçekleşen TEFE artış oranlarının gerisinde kaldığını ifade etmektedir.

Bu durumda, formüldeki oran (1) olarak alınacak ve toplam finansman maliyetinin tamamının reel olmadığı kabul edilecektir.

3. Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının Enflasyon Düzeltmesi Yapmaması

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla değişik mükerrer 298 inci ve geçici 25 inci maddeleri ile kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10'dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutacakları hüküm altına alınmış olup, düzeltmeye tabi tutulacak parasal olmayan kıymetler 328 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki (2) sayılı listede yayımlanmıştır.

Diğer taraftan, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sermaye şirketleri kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olup Kanunun 2 inci maddesinde, "Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, eshamlı komandit ve limited şirketler ile aynı mahiyetteki yabancı kurumlar, sermaye şirketleridir. Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım fonları bu Kanunun ve Gelir Vergisi Kanununun uygulanmasında sermaye şirketi addolunur. 20.2.1930 tarihli ve 1567 sayılı Kanuna göre ilgili mercilerden izin almak suretiyle Türkiye'de münhasıran portföy işletmeciliği faaliyetinde bulunan dar mükellefiyete tabi yatırım fonları, bu Kanunun ve Gelir Vergisi Kanununun uygulanmasında Sermaye Piyasası Kanunu'na göre kurulan Yatırım Fonları addolunur." hükmüne yer verilmiştir.

2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun(4) 37 inci maddesinde de menkul kıymet yatırım fonları; "Bu Kanun hükümleri uyarınca halktan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığı" olarak tanımlanmıştır.

Menkul kıymet yatırım fonları tarafından uygulanacak muhasebe ilkeleri, Sermaye Piyasası Kurulunca çıkarılan Seri XI, No:6 sayılı Menkul Kıymet Yatırım Fonları Mali Tabloları Ve Raporlarına ilişkin İlke Ve Kurallar Hakkında Tebliğ(5) ve izleyen düzenlemelerde gösterilmiş bulunmaktadır.

Öte yandan, Seri XI, No: 20 sayılı Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Mali Tabloların Düzeltilmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Sermaye Piyasası Kurulu Tebliğinin(6) 2 inci maddesinde, "Ortaklıklar, aracı kurumlar ve yatırım ortaklıkları ile bunların bağlı ortaklıkları ve iştirakleri yüksek enflasyon dönemlerinde mali tablolarını bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak hazırlar." denilmiş ve muhasebe işlemleri ile mali tablolarına ilişkin özel düzenlemeleri olan, ayrı bir tüzel kişiliği haiz olmayan ve tamamıyla sözleşmesel bir ilişkiye dayanan malvarlığı statüsüne sahip menkul kıymet yatırım fonlarının, yüksek enflasyon dönemlerinde mali tablolarını düzeltmeye tabi tutmayacakları belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ve Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleriyle paralellik sağlamak amacıyla Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (8) numaralı bendinin (b) alt bendinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının, 31.12.2003 ve 31.12.2004 tarihli tablolar da dahil olmak üzere, mali tablolarını 5024 sayılı Kanunla getirilen enflasyon düzeltmesi hükümleri uyarınca düzeltmeye tabi tutmamaları uygun bulunmuştur.

4. Serbest Bölgelerde Defter Tutma

5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun(7) 8 inci maddesi ile değişik 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun(8) 6 ncı maddesinde, kullanıcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelere ilişkin olarak, Vergi Usul Kanununun hükümlerine bağımlı olmaksızın düzenleme yapmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu yetkiye istinaden yapılan düzenlemeler 85 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği(9) ve 345 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(10) ile kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu düzenlemelere ilaveten, 3218 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, tam mükellefiyete tabi gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin (adi ortaklıklar, kollektif ve adi komandit şirketler dahil) serbest bölgede faaliyette bulunan şubeleri ile serbest bölgede faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerin serbest bölge dışında ancak Türkiye sınırları içerisinde faaliyette bulunan şubeleri hariç olmak üzere, serbest bölgede faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişilerden isteyenlerin, defter kayıtlarını Türk para birimi dışında (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca, kuru günlük olarak belirlenen) herhangi bir yabancı para birimi ile de yapabilmeleri Bakanlığımızca uygun bulunmuştur.

Buna göre serbest bölgede faaliyet gösteren söz konusu mükellefler, Türk para birimiyle veya başka bir yabancı para birimiyle yapılan işlemlerini, işlemin gerçekleştiği günün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla ilgili para birimine çevirecekler, iktisadi işletmeye dahil kıymetlerin değerleri ile vergi matrahlarını kayıt yapılan para birimine göre tespit edecekler, ancak beyannamelerini (verilmesi gereken ayın ilk gününün kuruyla) Türk parasına çevirerek vereceklerdir.

Defter kayıtlarına esas alınan yabancı para biriminden ilk kayıt yapılan hesap dönemi dahil beşinci hesap döneminin sonuna kadar dönülemeyecektir.

Verginin ödenmesi, mahsubu ve iadesi işlemlerinde de Türk para birimi esas alınacaktır.

Serbest bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin, istemeleri halinde defterlerini Türk para birimine göre tutabilecekleri ise tabiidir.

5. Anlaşmalı Matbaalara İlişkin Tip Anlaşma Metni

Defterdarlıklarla anlaşma yapacak olan matbaa işletmecileri ile ilgili olarak Anlaşma metni yeniden düzenlenmiş ve 347 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(11) ekinde yer almıştır. Ancak, bu metnin 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi uygun görülmüştür.

5- "Matbaa işletmecileri, mükellefler tarafından bastırılacak olan belgelere öncelik tanırlar ve siparişleri on beş gün içinde basıp teslime hazır hale getirirler."

Tebliğ olunur.







(1) 30/12/2003 tarih ve 25332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(2) 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(3) 28/02/2004 tarih ve 25387 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(4) 30/7/1981 tarih ve 17416 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(5) 28/2/1990 tarih ve 20447 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(6) 28/11/2001 tarih ve 24597 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(7) 6/2/2004 tarih ve 25365 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(8) 15/6/1985 tarih ve 18785 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(9) 4/9/2004 tarih ve 25573 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(10) 28/2/2005 tarih ve 25741 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(11) 7/4/2005 tarih ve 25779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.









İçerik 1:

Bakanlığımıza yansıyan bazı olaylar nedeniyle uygulama birliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılması uygun görülmüştür.

1. Münhasıran Sürekli Olarak İşlenmiş Altın, Gümüş Alım-Satımı Ve İmali İle İştigal Eden Mükellefler İçin Enflasyon Düzeltmesi Yapma Zorunluluğu

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla(1) değişik Mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde, kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olması halinde mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutacakları hükmü yer almıştır.

Mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasına 5228 sayılı Kanunla(2) eklenen (9) numaralı bent ile de "Münhasıran sürekli olarak işlenmiş; altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler bu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yaparlar." hükmü getirilmiştir.

Ayrıca, 09/08/2004 tarih ve 10 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde, söz konusu mükelleflerden dileyenlerin, 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle 5024 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde yapılan değişikliğe istinaden (31/12/2003 tarihli bilançoları da dahil olmak üzere) 2004 yılına ilişkin geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapmayabilecekleri açıklanmıştır.

Bu hükümler ve yapılan açıklamalara göre, münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden ve kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, enflasyon düzeltme şartlarının (fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olması) oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, 2005 ve müteakip yıllarda her geçici vergi dönemi ve hesap dönemi sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapmaları zorunludur.

2. Son Beş Hesap Dönemi İçinde Aktife Giren Kıymetlerin ROFM Hesaplamasında Oranın (1)'den Büyük Çıkması Hali

328 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin(3) "VI.2.2.1. Son Beş Hesap Dönemi İçinde Aktife Giren Kıymetler İçin" bölümünde yer alan ROFM formülüne ilişkin olarak anılan Tebliğin (8) numaralı dipnotunda gerekli açıklama yapılmış olmasına rağmen uygulamada farklı anlaşılmaların olduğu Bakanlığımıza yansıyan olaylardan tespit edilmiş olup aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

328 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin ilgili bölümünde yer alan ROFM formülü şöyledir;







 
İlgili Hesap Dönemine Ait TEFE Artış Oranı
ROFM = Top. Fin. Maliyeti X

 
İlgili Hesap Dönemine Ait Ortalama Ticari

Kredi Faiz Oranı


Normal şartlar altında, söz konusu formüldeki oranın, (0) ile (1) arasında gerçekleşmesi gerekir. Oranın (1)'den büyük çıkması, bankacılık sektörünün öngörüler ile belirlediği kredi faiz oranlarının, gerçekleşen TEFE artış oranlarının gerisinde kaldığını ifade etmektedir.

Bu durumda, formüldeki oran (1) olarak alınacak ve toplam finansman maliyetinin tamamının reel olmadığı kabul edilecektir.

3. Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının Enflasyon Düzeltmesi Yapmaması

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla değişik mükerrer 298 inci ve geçici 25 inci maddeleri ile kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10'dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutacakları hüküm altına alınmış olup, düzeltmeye tabi tutulacak parasal olmayan kıymetler 328 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki (2) sayılı listede yayımlanmıştır.

Diğer taraftan, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sermaye şirketleri kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olup Kanunun 2 inci maddesinde, "Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, eshamlı komandit ve limited şirketler ile aynı mahiyetteki yabancı kurumlar, sermaye şirketleridir. Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım fonları bu Kanunun ve Gelir Vergisi Kanununun uygulanmasında sermaye şirketi addolunur. 20.2.1930 tarihli ve 1567 sayılı Kanuna göre ilgili mercilerden izin almak suretiyle Türkiye'de münhasıran portföy işletmeciliği faaliyetinde bulunan dar mükellefiyete tabi yatırım fonları, bu Kanunun ve Gelir Vergisi Kanununun uygulanmasında Sermaye Piyasası Kanunu'na göre kurulan Yatırım Fonları addolunur." hükmüne yer verilmiştir.

2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun(4) 37 inci maddesinde de menkul kıymet yatırım fonları; "Bu Kanun hükümleri uyarınca halktan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığı" olarak tanımlanmıştır.

Menkul kıymet yatırım fonları tarafından uygulanacak muhasebe ilkeleri, Sermaye Piyasası Kurulunca çıkarılan Seri XI, No:6 sayılı Menkul Kıymet Yatırım Fonları Mali Tabloları Ve Raporlarına ilişkin İlke Ve Kurallar Hakkında Tebliğ(5) ve izleyen düzenlemelerde gösterilmiş bulunmaktadır.

Öte yandan, Seri XI, No: 20 sayılı Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Mali Tabloların Düzeltilmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Sermaye Piyasası Kurulu Tebliğinin(6) 2 inci maddesinde, "Ortaklıklar, aracı kurumlar ve yatırım ortaklıkları ile bunların bağlı ortaklıkları ve iştirakleri yüksek enflasyon dönemlerinde mali tablolarını bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak hazırlar." denilmiş ve muhasebe işlemleri ile mali tablolarına ilişkin özel düzenlemeleri olan, ayrı bir tüzel kişiliği haiz olmayan ve tamamıyla sözleşmesel bir ilişkiye dayanan malvarlığı statüsüne sahip menkul kıymet yatırım fonlarının, yüksek enflasyon dönemlerinde mali tablolarını düzeltmeye tabi tutmayacakları belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ve Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleriyle paralellik sağlamak amacıyla Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (8) numaralı bendinin (b) alt bendinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının, 31.12.2003 ve 31.12.2004 tarihli tablolar da dahil olmak üzere, mali tablolarını 5024 sayılı Kanunla getirilen enflasyon düzeltmesi hükümleri uyarınca düzeltmeye tabi tutmamaları uygun bulunmuştur.

4. Serbest Bölgelerde Defter Tutma

5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun(7) 8 inci maddesi ile değişik 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun(8) 6 ncı maddesinde, kullanıcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelere ilişkin olarak, Vergi Usul Kanununun hükümlerine bağımlı olmaksızın düzenleme yapmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu yetkiye istinaden yapılan düzenlemeler 85 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği(9) ve 345 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(10) ile kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu düzenlemelere ilaveten, 3218 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, tam mükellefiyete tabi gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin (adi ortaklıklar, kollektif ve adi komandit şirketler dahil) serbest bölgede faaliyette bulunan şubeleri ile serbest bölgede faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerin serbest bölge dışında ancak Türkiye sınırları içerisinde faaliyette bulunan şubeleri hariç olmak üzere, serbest bölgede faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişilerden isteyenlerin, defter kayıtlarını Türk para birimi dışında (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca, kuru günlük olarak belirlenen) herhangi bir yabancı para birimi ile de yapabilmeleri Bakanlığımızca uygun bulunmuştur.

Buna göre serbest bölgede faaliyet gösteren söz konusu mükellefler, Türk para birimiyle veya başka bir yabancı para birimiyle yapılan işlemlerini, işlemin gerçekleştiği günün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla ilgili para birimine çevirecekler, iktisadi işletmeye dahil kıymetlerin değerleri ile vergi matrahlarını kayıt yapılan para birimine göre tespit edecekler, ancak beyannamelerini (verilmesi gereken ayın ilk gününün kuruyla) Türk parasına çevirerek vereceklerdir.

Defter kayıtlarına esas alınan yabancı para biriminden ilk kayıt yapılan hesap dönemi dahil beşinci hesap döneminin sonuna kadar dönülemeyecektir.

Verginin ödenmesi, mahsubu ve iadesi işlemlerinde de Türk para birimi esas alınacaktır.

Serbest bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin, istemeleri halinde defterlerini Türk para birimine göre tutabilecekleri ise tabiidir.

5. Anlaşmalı Matbaalara İlişkin Tip Anlaşma Metni

Defterdarlıklarla anlaşma yapacak olan matbaa işletmecileri ile ilgili olarak Anlaşma metni yeniden düzenlenmiş ve 347 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(11) ekinde yer almıştır. Ancak, bu metnin 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi uygun görülmüştür.

5- "Matbaa işletmecileri, mükellefler tarafından bastırılacak olan belgelere öncelik tanırlar ve siparişleri on beş gün içinde basıp teslime hazır hale getirirler."

Tebliğ olunur.







(1) 30/12/2003 tarih ve 25332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(2) 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(3) 28/02/2004 tarih ve 25387 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(4) 30/7/1981 tarih ve 17416 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(5) 28/2/1990 tarih ve 20447 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(6) 28/11/2001 tarih ve 24597 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(7) 6/2/2004 tarih ve 25365 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(8) 15/6/1985 tarih ve 18785 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(9) 4/9/2004 tarih ve 25573 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(10) 28/2/2005 tarih ve 25741 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(11) 7/4/2005 tarih ve 25779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.









İçerik 2:

Bakanlığımıza yansıyan bazı olaylar nedeniyle uygulama birliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılması uygun görülmüştür.

1. Münhasıran Sürekli Olarak İşlenmiş Altın, Gümüş Alım-Satımı Ve İmali İle İştigal Eden Mükellefler İçin Enflasyon Düzeltmesi Yapma Zorunluluğu

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla(1) değişik Mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde, kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olması halinde mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutacakları hükmü yer almıştır.

Mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasına 5228 sayılı Kanunla(2) eklenen (9) numaralı bent ile de "Münhasıran sürekli olarak işlenmiş; altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler bu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yaparlar." hükmü getirilmiştir.

Ayrıca, 09/08/2004 tarih ve 10 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde, söz konusu mükelleflerden dileyenlerin, 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle 5024 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde yapılan değişikliğe istinaden (31/12/2003 tarihli bilançoları da dahil olmak üzere) 2004 yılına ilişkin geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapmayabilecekleri açıklanmıştır.

Bu hükümler ve yapılan açıklamalara göre, münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden ve kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, enflasyon düzeltme şartlarının (fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olması) oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, 2005 ve müteakip yıllarda her geçici vergi dönemi ve hesap dönemi sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapmaları zorunludur.

2. Son Beş Hesap Dönemi İçinde Aktife Giren Kıymetlerin ROFM Hesaplamasında Oranın (1)'den Büyük Çıkması Hali

328 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin(3) "VI.2.2.1. Son Beş Hesap Dönemi İçinde Aktife Giren Kıymetler İçin" bölümünde yer alan ROFM formülüne ilişkin olarak anılan Tebliğin (8) numaralı dipnotunda gerekli açıklama yapılmış olmasına rağmen uygulamada farklı anlaşılmaların olduğu Bakanlığımıza yansıyan olaylardan tespit edilmiş olup aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

328 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin ilgili bölümünde yer alan ROFM formülü şöyledir;







 
İlgili Hesap Dönemine Ait TEFE Artış Oranı
ROFM = Top. Fin. Maliyeti X

 
İlgili Hesap Dönemine Ait Ortalama Ticari

Kredi Faiz Oranı


Normal şartlar altında, söz konusu formüldeki oranın, (0) ile (1) arasında gerçekleşmesi gerekir. Oranın (1)'den büyük çıkması, bankacılık sektörünün öngörüler ile belirlediği kredi faiz oranlarının, gerçekleşen TEFE artış oranlarının gerisinde kaldığını ifade etmektedir.

Bu durumda, formüldeki oran (1) olarak alınacak ve toplam finansman maliyetinin tamamının reel olmadığı kabul edilecektir.

3. Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının Enflasyon Düzeltmesi Yapmaması

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla değişik mükerrer 298 inci ve geçici 25 inci maddeleri ile kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10'dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutacakları hüküm altına alınmış olup, düzeltmeye tabi tutulacak parasal olmayan kıymetler 328 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki (2) sayılı listede yayımlanmıştır.

Diğer taraftan, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sermaye şirketleri kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olup Kanunun 2 inci maddesinde, "Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, eshamlı komandit ve limited şirketler ile aynı mahiyetteki yabancı kurumlar, sermaye şirketleridir. Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım fonları bu Kanunun ve Gelir Vergisi Kanununun uygulanmasında sermaye şirketi addolunur. 20.2.1930 tarihli ve 1567 sayılı Kanuna göre ilgili mercilerden izin almak suretiyle Türkiye'de münhasıran portföy işletmeciliği faaliyetinde bulunan dar mükellefiyete tabi yatırım fonları, bu Kanunun ve Gelir Vergisi Kanununun uygulanmasında Sermaye Piyasası Kanunu'na göre kurulan Yatırım Fonları addolunur." hükmüne yer verilmiştir.

2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun(4) 37 inci maddesinde de menkul kıymet yatırım fonları; "Bu Kanun hükümleri uyarınca halktan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığı" olarak tanımlanmıştır.

Menkul kıymet yatırım fonları tarafından uygulanacak muhasebe ilkeleri, Sermaye Piyasası Kurulunca çıkarılan Seri XI, No:6 sayılı Menkul Kıymet Yatırım Fonları Mali Tabloları Ve Raporlarına ilişkin İlke Ve Kurallar Hakkında Tebliğ(5) ve izleyen düzenlemelerde gösterilmiş bulunmaktadır.

Öte yandan, Seri XI, No: 20 sayılı Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Mali Tabloların Düzeltilmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Sermaye Piyasası Kurulu Tebliğinin(6) 2 inci maddesinde, "Ortaklıklar, aracı kurumlar ve yatırım ortaklıkları ile bunların bağlı ortaklıkları ve iştirakleri yüksek enflasyon dönemlerinde mali tablolarını bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak hazırlar." denilmiş ve muhasebe işlemleri ile mali tablolarına ilişkin özel düzenlemeleri olan, ayrı bir tüzel kişiliği haiz olmayan ve tamamıyla sözleşmesel bir ilişkiye dayanan malvarlığı statüsüne sahip menkul kıymet yatırım fonlarının, yüksek enflasyon dönemlerinde mali tablolarını düzeltmeye tabi tutmayacakları belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ve Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleriyle paralellik sağlamak amacıyla Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (8) numaralı bendinin (b) alt bendinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden Menkul Kıymet Yatırım Fonlarının, 31.12.2003 ve 31.12.2004 tarihli tablolar da dahil olmak üzere, mali tablolarını 5024 sayılı Kanunla getirilen enflasyon düzeltmesi hükümleri uyarınca düzeltmeye tabi tutmamaları uygun bulunmuştur.

4. Serbest Bölgelerde Defter Tutma

5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun(7) 8 inci maddesi ile değişik 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun(8) 6 ncı maddesinde, kullanıcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelere ilişkin olarak, Vergi Usul Kanununun hükümlerine bağımlı olmaksızın düzenleme yapmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu yetkiye istinaden yapılan düzenlemeler 85 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği(9) ve 345 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(10) ile kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu düzenlemelere ilaveten, 3218 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, tam mükellefiyete tabi gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin (adi ortaklıklar, kollektif ve adi komandit şirketler dahil) serbest bölgede faaliyette bulunan şubeleri ile serbest bölgede faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerin serbest bölge dışında ancak Türkiye sınırları içerisinde faaliyette bulunan şubeleri hariç olmak üzere, serbest bölgede faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişilerden isteyenlerin, defter kayıtlarını Türk para birimi dışında (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca, kuru günlük olarak belirlenen) herhangi bir yabancı para birimi ile de yapabilmeleri Bakanlığımızca uygun bulunmuştur.

Buna göre serbest bölgede faaliyet gösteren söz konusu mükellefler, Türk para birimiyle veya başka bir yabancı para birimiyle yapılan işlemlerini, işlemin gerçekleştiği günün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla ilgili para birimine çevirecekler, iktisadi işletmeye dahil kıymetlerin değerleri ile vergi matrahlarını kayıt yapılan para birimine göre tespit edecekler, ancak beyannamelerini (verilmesi gereken ayın ilk gününün kuruyla) Türk parasına çevirerek vereceklerdir.

Defter kayıtlarına esas alınan yabancı para biriminden ilk kayıt yapılan hesap dönemi dahil beşinci hesap döneminin sonuna kadar dönülemeyecektir.

Verginin ödenmesi, mahsubu ve iadesi işlemlerinde de Türk para birimi esas alınacaktır.

Serbest bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin, istemeleri halinde defterlerini Türk para birimine göre tutabilecekleri ise tabiidir.

5. Anlaşmalı Matbaalara İlişkin Tip Anlaşma Metni

Defterdarlıklarla anlaşma yapacak olan matbaa işletmecileri ile ilgili olarak Anlaşma metni yeniden düzenlenmiş ve 347 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(11) ekinde yer almıştır. Ancak, bu metnin 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi uygun görülmüştür.

5- "Matbaa işletmecileri, mükellefler tarafından bastırılacak olan belgelere öncelik tanırlar ve siparişleri on beş gün içinde basıp teslime hazır hale getirirler."

Tebliğ olunur.







(1) 30/12/2003 tarih ve 25332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(2) 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(3) 28/02/2004 tarih ve 25387 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(4) 30/7/1981 tarih ve 17416 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(5) 28/2/1990 tarih ve 20447 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(6) 28/11/2001 tarih ve 24597 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(7) 6/2/2004 tarih ve 25365 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(8) 15/6/1985 tarih ve 18785 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(9) 4/9/2004 tarih ve 25573 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(10) 28/2/2005 tarih ve 25741 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(11) 7/4/2005 tarih ve 25779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.









Resmi Gazete No: Resmi Gazete Tarihi: Cuma, 20 Eylül, 1974 Adı: UID: 3TDJTJNKX25L91PR
İçerik:
Borsada rayici olmayan yabancı paralara ait kurlar hakkında Vergi Usul Kanunu 119 No. lu Genel Tebliğe ektir.

ABD doları ve diğer bazı ülkeler paralarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince yapılacak değerlemesine esas olmak üzere, aynı kanunun 280 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkraları hükümlerine dayanılarak Bakanlığımızca tesbit olunan kurları aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmiştir.

Bu paralar ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlendirilmesinde, 20.9.1974 tarihinden itibaren aşağıdaki kurlar uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesi rica olunur.

Sıra No.
119 No.lu Gn. Teb. Sıra No.:
DÖVİZLER
Kur
Kuruş
1
1
1 Amerikan Doları
1385,–
2
25
1 Fransız Frangı
288,40
3
41
1 İsviçre Frangı
460,05
4
3
1 Avusturya Şilini
74,05
5
55
100 İtalyan Lireti
209,05

(*) Güncelliği Kalmamıştır.

 

 

İçerik 1:
Borsada rayici olmayan yabancı paralara ait kurlar hakkında Vergi Usul Kanunu 119 No. lu Genel Tebliğe ektir.

ABD doları ve diğer bazı ülkeler paralarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince yapılacak değerlemesine esas olmak üzere, aynı kanunun 280 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkraları hükümlerine dayanılarak Bakanlığımızca tesbit olunan kurları aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmiştir.

Bu paralar ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlendirilmesinde, 20.9.1974 tarihinden itibaren aşağıdaki kurlar uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesi rica olunur.

Sıra No.
119 No.lu Gn. Teb. Sıra No.:
DÖVİZLER
Kur
Kuruş
1
1
1 Amerikan Doları
1385,–
2
25
1 Fransız Frangı
288,40
3
41
1 İsviçre Frangı
460,05
4
3
1 Avusturya Şilini
74,05
5
55
100 İtalyan Lireti
209,05

(*) Güncelliği Kalmamıştır.

 

 

İçerik 2:
Borsada rayici olmayan yabancı paralara ait kurlar hakkında Vergi Usul Kanunu 119 No. lu Genel Tebliğe ektir.

ABD doları ve diğer bazı ülkeler paralarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince yapılacak değerlemesine esas olmak üzere, aynı kanunun 280 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkraları hükümlerine dayanılarak Bakanlığımızca tesbit olunan kurları aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmiştir.

Bu paralar ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlendirilmesinde, 20.9.1974 tarihinden itibaren aşağıdaki kurlar uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesi rica olunur.

Sıra No.
119 No.lu Gn. Teb. Sıra No.:
DÖVİZLER
Kur
Kuruş
1
1
1 Amerikan Doları
1385,–
2
25
1 Fransız Frangı
288,40
3
41
1 İsviçre Frangı
460,05
4
3
1 Avusturya Şilini
74,05
5
55
100 İtalyan Lireti
209,05

(*) Güncelliği Kalmamıştır.

 

 

Resmi Gazete No: Resmi Gazete Tarihi: Cumartesi, 12 Eylül, 1964 Adı: UID: 3Z2UHBUUC8VF97ER
İçerik:

Gelir Vergisi Kanununun 484 sayılı Kanunla değişik ortalama kâr hadleri hakkındaki 111 inci maddesi gereğince, gayrisâfi kazançlarındaki düşüklüğün ve değişik 113 üncü maddesi gereğince de giderlerindeki fazlalığın açıklanması amacıyla mükelleflerden istenilecek bilgilere ilişkin yazıların, bu işlerin ivediliğinden ötürü 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107 inci maddesi uyarınca memur eliyle tebliğ edilmesi Bakanlığımızca uygun görülmüştür.

Gereğinin buna göre yapılmasını tamimen rica ederim.

(*) Güncelliği Kalmamıştır.

İçerik 1:

Gelir Vergisi Kanununun 484 sayılı Kanunla değişik ortalama kâr hadleri hakkındaki 111 inci maddesi gereğince, gayrisâfi kazançlarındaki düşüklüğün ve değişik 113 üncü maddesi gereğince de giderlerindeki fazlalığın açıklanması amacıyla mükelleflerden istenilecek bilgilere ilişkin yazıların, bu işlerin ivediliğinden ötürü 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107 inci maddesi uyarınca memur eliyle tebliğ edilmesi Bakanlığımızca uygun görülmüştür.

Gereğinin buna göre yapılmasını tamimen rica ederim.

(*) Güncelliği Kalmamıştır.

İçerik 2:

Gelir Vergisi Kanununun 484 sayılı Kanunla değişik ortalama kâr hadleri hakkındaki 111 inci maddesi gereğince, gayrisâfi kazançlarındaki düşüklüğün ve değişik 113 üncü maddesi gereğince de giderlerindeki fazlalığın açıklanması amacıyla mükelleflerden istenilecek bilgilere ilişkin yazıların, bu işlerin ivediliğinden ötürü 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107 inci maddesi uyarınca memur eliyle tebliğ edilmesi Bakanlığımızca uygun görülmüştür.

Gereğinin buna göre yapılmasını tamimen rica ederim.

(*) Güncelliği Kalmamıştır.

Resmi Gazete No: 19824 Resmi Gazete Tarihi: Cuma, 27 Mayıs, 1988 Adı: UID: 43AT8HF3ZIH2NSC4
İçerik:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun vergi mahremiyeti ile ilgili 5. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, Vergi Usul Kanununda yer alan belge düzenine uymayan veya kaçakçılık fiili ile vergi ziyaına neden olup, tarh edilen vergi ve kesilen cezası kesinleşen mükellef veya vergi sorumlusunun, Bakanlığımızca belirlenecek usul ve esaslara göre basın ve TRT yolu ile açıklanması vergi mahremiyetini ihlal sayılmamaktadır.

Söz konusu hükmün uygulanmasına ilişkin olarak Bakanlığımızca belirlenen usul ve esaslar aşağıda açıklanmıştır.

1) Vergi Usul Kanununun mükerrer 354. maddesi uyarınca aynı işyerinin kapatılmasına aynı yıl içinde birden fazla karar verilen mükellefler, Türkiye genelinde yayınlanan yüksek tirajlı iki gazete'de ilan edilecektir

Kapama cezasına bir yıl içinde ilk defa muhatap olan mükelleflerin ilanı sözkonusu olmayacaktır.

Kapatılmasına Valilikçe karar verilen mükelleflerin ilanı, ilgili Defterdarlıkça, kapatılmasına Maliye ve Gümrük Bakanlığınca karar verilen mükelleflerin ilanı ise Bakanlıkça yapılacaktır.

Bu ilanlar, Maliye ve Gümrük Bakanınca uygun görülen hallerde radyo ve televizyonda da yaptırılacaktır.

2) Vergi Usul Kanununun 344. maddesinde yer alan fiillerden herhangi birisi dolayısıyla kaçakçılık cezası kesilen mükellef veya vergi sorumlularının ad veya ünvanlarının açıklanabilmesi için aşağıdaki şartlar topluca aranacaktır.

a) Kesilen kaçakçılık cezası 1/1/1986 tarihinden sonraki bir döneme ait olmalıdır.

b) Kesilen kaçakçılık cezası 10.000.000 lirayı (on milyon lira dahil) aşmalıdır.

c) Kesilen kaçakçılık cezası temyiz edilmemiş ise vergi mahkemesi, temyiz edilmiş ise Danıştay kararı ile kesinleşmelidir.

3) Yukarıdaki şartlar çerçevesinde, kaçakçılık cezası kesinleşenleri açıklamaya yetkili makam, bazı hallerde defterdarlık bazı hallerde de doğrudan Bakanlık olacaktır.

a) Defterdarlıklarca yapılacak açıklamalar :

2. Maddedeki şartları taşıyan ve kesinleşen kaçakçılık cezası 10.000.000 lira ile 100.000.000 lira arasında olan (yüz milyon lira dahil) mükellef veya sorumlular hakkında açıklamayı ilgili defterdarlık yapacaktır. Açıklama, kesinleşme tarihinden itibaren 15 gün içinde, Türkiye genelinde yayınlanan tirajı yüksek iki gazetede iki gün süre ile yapılacaktır. Bu ilan ayrıca 2 gün süre ile mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinin bulunduğu bölgedeki gazete dışında kalan mutad ilan vasıtalarıyla da (Bulunması halinde belediye hoparlörleri ile) yapılacaktır.

b) Bakanlıkça yapılacak açıklamalar ;

Yargı organı kararı ile kesinleşen kaçakçılık cezası tutarının 100.000.000 liranın üzerinde olması halinde, durum ilgili defterdarlıklarca Bakanlığa bildirilecek ve açıklama Bakanlıkça Türkiye genelinde yayınlanan iki gazete'de iki gün süre ile yapılacaktır. Yargı organı kararı ile kesinleşen kaçakçılık cezası tutarının 1.000.000.000 (bir milyar) liranın üzerinde olması halinde, açıklama ayrıca Bakanlıkça radyo ve televizyonda da yaptırılacaktır.

4) Yapılacak ilanda, ilanın kanuni dayanağı, mûkellef veya vergi sorumlusunun adı, soyadı veya ünvanı ziyaa uğratılan vergi ve kesilen ceza türü ve miktarı ile işyerinin kapatılması nedeniyle ilan yapılıyorsa işyerinin kapatılması sebebi, açıkça belirtilecektir.

5) Türkiye genelinde yayınlanan iki gazetede, iki gün süre ile yapılacak ilanların boyutu, defterdarlıklarca yapılanlarda sayfanın azami 1/4'ü Bakanlıkça yapılanlarda ise azami 1/2'si büyüklüğünde olacaktır.

6) Bu tebliğ esaslarına göre ilan edilen mükelleflerin bu durumları, bir yazı ile bağlı oldukları mesleki kuruluşlara (Kanunla kurulan) da bildirilecektir.

Tebliğ olunur.

(*) Güncelliği kalmamıştır.

İçerik 1:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun vergi mahremiyeti ile ilgili 5. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, Vergi Usul Kanununda yer alan belge düzenine uymayan veya kaçakçılık fiili ile vergi ziyaına neden olup, tarh edilen vergi ve kesilen cezası kesinleşen mükellef veya vergi sorumlusunun, Bakanlığımızca belirlenecek usul ve esaslara göre basın ve TRT yolu ile açıklanması vergi mahremiyetini ihlal sayılmamaktadır.

Söz konusu hükmün uygulanmasına ilişkin olarak Bakanlığımızca belirlenen usul ve esaslar aşağıda açıklanmıştır.

1) Vergi Usul Kanununun mükerrer 354. maddesi uyarınca aynı işyerinin kapatılmasına aynı yıl içinde birden fazla karar verilen mükellefler, Türkiye genelinde yayınlanan yüksek tirajlı iki gazete'de ilan edilecektir

Kapama cezasına bir yıl içinde ilk defa muhatap olan mükelleflerin ilanı sözkonusu olmayacaktır.

Kapatılmasına Valilikçe karar verilen mükelleflerin ilanı, ilgili Defterdarlıkça, kapatılmasına Maliye ve Gümrük Bakanlığınca karar verilen mükelleflerin ilanı ise Bakanlıkça yapılacaktır.

Bu ilanlar, Maliye ve Gümrük Bakanınca uygun görülen hallerde radyo ve televizyonda da yaptırılacaktır.

2) Vergi Usul Kanununun 344. maddesinde yer alan fiillerden herhangi birisi dolayısıyla kaçakçılık cezası kesilen mükellef veya vergi sorumlularının ad veya ünvanlarının açıklanabilmesi için aşağıdaki şartlar topluca aranacaktır.

a) Kesilen kaçakçılık cezası 1/1/1986 tarihinden sonraki bir döneme ait olmalıdır.

b) Kesilen kaçakçılık cezası 10.000.000 lirayı (on milyon lira dahil) aşmalıdır.

c) Kesilen kaçakçılık cezası temyiz edilmemiş ise vergi mahkemesi, temyiz edilmiş ise Danıştay kararı ile kesinleşmelidir.

3) Yukarıdaki şartlar çerçevesinde, kaçakçılık cezası kesinleşenleri açıklamaya yetkili makam, bazı hallerde defterdarlık bazı hallerde de doğrudan Bakanlık olacaktır.

a) Defterdarlıklarca yapılacak açıklamalar :

2. Maddedeki şartları taşıyan ve kesinleşen kaçakçılık cezası 10.000.000 lira ile 100.000.000 lira arasında olan (yüz milyon lira dahil) mükellef veya sorumlular hakkında açıklamayı ilgili defterdarlık yapacaktır. Açıklama, kesinleşme tarihinden itibaren 15 gün içinde, Türkiye genelinde yayınlanan tirajı yüksek iki gazetede iki gün süre ile yapılacaktır. Bu ilan ayrıca 2 gün süre ile mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinin bulunduğu bölgedeki gazete dışında kalan mutad ilan vasıtalarıyla da (Bulunması halinde belediye hoparlörleri ile) yapılacaktır.

b) Bakanlıkça yapılacak açıklamalar ;

Yargı organı kararı ile kesinleşen kaçakçılık cezası tutarının 100.000.000 liranın üzerinde olması halinde, durum ilgili defterdarlıklarca Bakanlığa bildirilecek ve açıklama Bakanlıkça Türkiye genelinde yayınlanan iki gazete'de iki gün süre ile yapılacaktır. Yargı organı kararı ile kesinleşen kaçakçılık cezası tutarının 1.000.000.000 (bir milyar) liranın üzerinde olması halinde, açıklama ayrıca Bakanlıkça radyo ve televizyonda da yaptırılacaktır.

4) Yapılacak ilanda, ilanın kanuni dayanağı, mûkellef veya vergi sorumlusunun adı, soyadı veya ünvanı ziyaa uğratılan vergi ve kesilen ceza türü ve miktarı ile işyerinin kapatılması nedeniyle ilan yapılıyorsa işyerinin kapatılması sebebi, açıkça belirtilecektir.

5) Türkiye genelinde yayınlanan iki gazetede, iki gün süre ile yapılacak ilanların boyutu, defterdarlıklarca yapılanlarda sayfanın azami 1/4'ü Bakanlıkça yapılanlarda ise azami 1/2'si büyüklüğünde olacaktır.

6) Bu tebliğ esaslarına göre ilan edilen mükelleflerin bu durumları, bir yazı ile bağlı oldukları mesleki kuruluşlara (Kanunla kurulan) da bildirilecektir.

Tebliğ olunur.

(*) Güncelliği kalmamıştır.

İçerik 2:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun vergi mahremiyeti ile ilgili 5. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, Vergi Usul Kanununda yer alan belge düzenine uymayan veya kaçakçılık fiili ile vergi ziyaına neden olup, tarh edilen vergi ve kesilen cezası kesinleşen mükellef veya vergi sorumlusunun, Bakanlığımızca belirlenecek usul ve esaslara göre basın ve TRT yolu ile açıklanması vergi mahremiyetini ihlal sayılmamaktadır.

Söz konusu hükmün uygulanmasına ilişkin olarak Bakanlığımızca belirlenen usul ve esaslar aşağıda açıklanmıştır.

1) Vergi Usul Kanununun mükerrer 354. maddesi uyarınca aynı işyerinin kapatılmasına aynı yıl içinde birden fazla karar verilen mükellefler, Türkiye genelinde yayınlanan yüksek tirajlı iki gazete'de ilan edilecektir

Kapama cezasına bir yıl içinde ilk defa muhatap olan mükelleflerin ilanı sözkonusu olmayacaktır.

Kapatılmasına Valilikçe karar verilen mükelleflerin ilanı, ilgili Defterdarlıkça, kapatılmasına Maliye ve Gümrük Bakanlığınca karar verilen mükelleflerin ilanı ise Bakanlıkça yapılacaktır.

Bu ilanlar, Maliye ve Gümrük Bakanınca uygun görülen hallerde radyo ve televizyonda da yaptırılacaktır.

2) Vergi Usul Kanununun 344. maddesinde yer alan fiillerden herhangi birisi dolayısıyla kaçakçılık cezası kesilen mükellef veya vergi sorumlularının ad veya ünvanlarının açıklanabilmesi için aşağıdaki şartlar topluca aranacaktır.

a) Kesilen kaçakçılık cezası 1/1/1986 tarihinden sonraki bir döneme ait olmalıdır.

b) Kesilen kaçakçılık cezası 10.000.000 lirayı (on milyon lira dahil) aşmalıdır.

c) Kesilen kaçakçılık cezası temyiz edilmemiş ise vergi mahkemesi, temyiz edilmiş ise Danıştay kararı ile kesinleşmelidir.

3) Yukarıdaki şartlar çerçevesinde, kaçakçılık cezası kesinleşenleri açıklamaya yetkili makam, bazı hallerde defterdarlık bazı hallerde de doğrudan Bakanlık olacaktır.

a) Defterdarlıklarca yapılacak açıklamalar :

2. Maddedeki şartları taşıyan ve kesinleşen kaçakçılık cezası 10.000.000 lira ile 100.000.000 lira arasında olan (yüz milyon lira dahil) mükellef veya sorumlular hakkında açıklamayı ilgili defterdarlık yapacaktır. Açıklama, kesinleşme tarihinden itibaren 15 gün içinde, Türkiye genelinde yayınlanan tirajı yüksek iki gazetede iki gün süre ile yapılacaktır. Bu ilan ayrıca 2 gün süre ile mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinin bulunduğu bölgedeki gazete dışında kalan mutad ilan vasıtalarıyla da (Bulunması halinde belediye hoparlörleri ile) yapılacaktır.

b) Bakanlıkça yapılacak açıklamalar ;

Yargı organı kararı ile kesinleşen kaçakçılık cezası tutarının 100.000.000 liranın üzerinde olması halinde, durum ilgili defterdarlıklarca Bakanlığa bildirilecek ve açıklama Bakanlıkça Türkiye genelinde yayınlanan iki gazete'de iki gün süre ile yapılacaktır. Yargı organı kararı ile kesinleşen kaçakçılık cezası tutarının 1.000.000.000 (bir milyar) liranın üzerinde olması halinde, açıklama ayrıca Bakanlıkça radyo ve televizyonda da yaptırılacaktır.

4) Yapılacak ilanda, ilanın kanuni dayanağı, mûkellef veya vergi sorumlusunun adı, soyadı veya ünvanı ziyaa uğratılan vergi ve kesilen ceza türü ve miktarı ile işyerinin kapatılması nedeniyle ilan yapılıyorsa işyerinin kapatılması sebebi, açıkça belirtilecektir.

5) Türkiye genelinde yayınlanan iki gazetede, iki gün süre ile yapılacak ilanların boyutu, defterdarlıklarca yapılanlarda sayfanın azami 1/4'ü Bakanlıkça yapılanlarda ise azami 1/2'si büyüklüğünde olacaktır.

6) Bu tebliğ esaslarına göre ilan edilen mükelleflerin bu durumları, bir yazı ile bağlı oldukları mesleki kuruluşlara (Kanunla kurulan) da bildirilecektir.

Tebliğ olunur.

(*) Güncelliği kalmamıştır.

Resmi Gazete No: 20668 Resmi Gazete Tarihi: Çarşamba, 17 Ekim, 1990 Adı: UID: 442DXRLP1IGFLDE7
İçerik:

Tarım ürünlerinin alım bedelleri üzerinden yapılması gereken gelir vergisi tevkifatı konusunda uygulanacak esaslar, 15/9/1990 gün ve 20636 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 164 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile yeniden belirlenmiştir.

Buna göre, 5590 sayılı Kanuna göre kurulmuş olan borsalar, alım satımını tescil ettikleri zirai ürünler üzerinden yapılması gereken vergi tevkifatını sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almaya yetkili kılınmışlardır. Öte yandan aynı Genel Tebliğ ile borsalara, borsada işlem gören ürünlerin alış ve satışlarını kişi bazında (cari hesaplarda) izlemek ve Maliye ve Gümrük Bakanlığına bilgi vermek zorunluluğu getirilmiştir.

5590 sayılı Kanuna göre kurulan borsalara getirilen sürekli bilgi verme zorunluluğunun usul ve esasları, Vergi Usul Kanununun 149 ncu maddesine göre aşağıda belirlenmiştir.

1 - Ticaret Borsaları, 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren ekte yer alan formda (Ticaret Borsaları Tarafından Doldurulacak Bilgi Formu) bulunan bilgileri, borsaya kayıtlı her üye için ayrı ayrı olmak üzere "Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi İstihbarat Şubesi, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No: 82, 06570 Maltepe/ANKARA" adresine gönderilecektir.

2 - Bilgi formları birer yıllık dönemler itibariyle doldurulacak ve ilgili olduğu dönemi takip eden Ocak ayı sonuna kadar taahhütlü olarak postaya verilecektir.

3 - 1990 yılına (1/1/1990-31/12/1990) ait bilgi formu, engeç 31/1/1990 tarihine kadar yukarıda belirtilen adrese taahhütlü olarak gönderilecektir.

4 - Bilgi formları, borsa yetkililerince imzalanıp onaylanacaktır.

5 - İstenilen bilgilerin tamamını kapsaması ve onanması şartıyla bilgi form yerine bilgisaray çıktısı da gönderilebilecektir.

Bilgi formlarında yer alan bilgilerin eksik yanlış veya yanıltıcı olmasından doğrudan borsa yetkilileri sorumlu olacaktır. Eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler hakkında Vergi Usul Kanununun 361 nci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.

Tebliğ olunur.

EK : TİCARET BORSALARI TARAFINDAN DOLDURULACAK BİLGİ FORMU

(*) Güncelliği kalmamıştır.

İçerik 1:

Tarım ürünlerinin alım bedelleri üzerinden yapılması gereken gelir vergisi tevkifatı konusunda uygulanacak esaslar, 15/9/1990 gün ve 20636 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 164 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile yeniden belirlenmiştir.

Buna göre, 5590 sayılı Kanuna göre kurulmuş olan borsalar, alım satımını tescil ettikleri zirai ürünler üzerinden yapılması gereken vergi tevkifatını sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almaya yetkili kılınmışlardır. Öte yandan aynı Genel Tebliğ ile borsalara, borsada işlem gören ürünlerin alış ve satışlarını kişi bazında (cari hesaplarda) izlemek ve Maliye ve Gümrük Bakanlığına bilgi vermek zorunluluğu getirilmiştir.

5590 sayılı Kanuna göre kurulan borsalara getirilen sürekli bilgi verme zorunluluğunun usul ve esasları, Vergi Usul Kanununun 149 ncu maddesine göre aşağıda belirlenmiştir.

1 - Ticaret Borsaları, 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren ekte yer alan formda (Ticaret Borsaları Tarafından Doldurulacak Bilgi Formu) bulunan bilgileri, borsaya kayıtlı her üye için ayrı ayrı olmak üzere "Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi İstihbarat Şubesi, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No: 82, 06570 Maltepe/ANKARA" adresine gönderilecektir.

2 - Bilgi formları birer yıllık dönemler itibariyle doldurulacak ve ilgili olduğu dönemi takip eden Ocak ayı sonuna kadar taahhütlü olarak postaya verilecektir.

3 - 1990 yılına (1/1/1990-31/12/1990) ait bilgi formu, engeç 31/1/1990 tarihine kadar yukarıda belirtilen adrese taahhütlü olarak gönderilecektir.

4 - Bilgi formları, borsa yetkililerince imzalanıp onaylanacaktır.

5 - İstenilen bilgilerin tamamını kapsaması ve onanması şartıyla bilgi form yerine bilgisaray çıktısı da gönderilebilecektir.

Bilgi formlarında yer alan bilgilerin eksik yanlış veya yanıltıcı olmasından doğrudan borsa yetkilileri sorumlu olacaktır. Eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler hakkında Vergi Usul Kanununun 361 nci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.

Tebliğ olunur.

EK : TİCARET BORSALARI TARAFINDAN DOLDURULACAK BİLGİ FORMU

(*) Güncelliği kalmamıştır.

İçerik 2:

Tarım ürünlerinin alım bedelleri üzerinden yapılması gereken gelir vergisi tevkifatı konusunda uygulanacak esaslar, 15/9/1990 gün ve 20636 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 164 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile yeniden belirlenmiştir.

Buna göre, 5590 sayılı Kanuna göre kurulmuş olan borsalar, alım satımını tescil ettikleri zirai ürünler üzerinden yapılması gereken vergi tevkifatını sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almaya yetkili kılınmışlardır. Öte yandan aynı Genel Tebliğ ile borsalara, borsada işlem gören ürünlerin alış ve satışlarını kişi bazında (cari hesaplarda) izlemek ve Maliye ve Gümrük Bakanlığına bilgi vermek zorunluluğu getirilmiştir.

5590 sayılı Kanuna göre kurulan borsalara getirilen sürekli bilgi verme zorunluluğunun usul ve esasları, Vergi Usul Kanununun 149 ncu maddesine göre aşağıda belirlenmiştir.

1 - Ticaret Borsaları, 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren ekte yer alan formda (Ticaret Borsaları Tarafından Doldurulacak Bilgi Formu) bulunan bilgileri, borsaya kayıtlı her üye için ayrı ayrı olmak üzere "Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi İstihbarat Şubesi, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No: 82, 06570 Maltepe/ANKARA" adresine gönderilecektir.

2 - Bilgi formları birer yıllık dönemler itibariyle doldurulacak ve ilgili olduğu dönemi takip eden Ocak ayı sonuna kadar taahhütlü olarak postaya verilecektir.

3 - 1990 yılına (1/1/1990-31/12/1990) ait bilgi formu, engeç 31/1/1990 tarihine kadar yukarıda belirtilen adrese taahhütlü olarak gönderilecektir.

4 - Bilgi formları, borsa yetkililerince imzalanıp onaylanacaktır.

5 - İstenilen bilgilerin tamamını kapsaması ve onanması şartıyla bilgi form yerine bilgisaray çıktısı da gönderilebilecektir.

Bilgi formlarında yer alan bilgilerin eksik yanlış veya yanıltıcı olmasından doğrudan borsa yetkilileri sorumlu olacaktır. Eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler hakkında Vergi Usul Kanununun 361 nci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.

Tebliğ olunur.

EK : TİCARET BORSALARI TARAFINDAN DOLDURULACAK BİLGİ FORMU

(*) Güncelliği kalmamıştır.

Resmi Gazete No: 18975 Resmi Gazete Tarihi: Salı, 31 Aralık, 1985 Adı: UID: 4BAT18U7W9BMEKVM
İçerik:

 

Bilindiği üzere, 1l Aralık 1985 tarih ve 18955 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 4.12.1985 tarih ve 3239 sayılı Kanunun Birinci Bölümü 2l3 sayılı Vergi Usul Kanunu ile ilgili değişiklikleri ihtiva etmektedir.

Bu Genel Tebliğde, 3239 sayılı Kanunla, Vergi Usul Kanununun mükellefin bildirim, defter tutma ve belge düzenleme ödevlerine ilişkin hükümlerinde yapılan değişiklikler açıklanmıştır.

1. 3239 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 168 inci maıddesinin birinci fıkrasının l numaralı bendi değiştirilerek mükelleflere, işe başlamadan önce bildirim esası getirilmiştir.

Değişiklikten önceki hükme göre, işe başlama bildirmelerinin olayın vukuu tarihinden itibaren I ay içinde yapılması mümkün bulunmakta idi. Yapılan değişiklikle bundan böyle mükellefler, işe başlamadan önce ilgili vergi, dairelerine işe başlama dilekçelerini vererek bildirimde bulunacaklardır.

İşi bırakma ve değişiklik bildirmeleri ise eskiden olduğu gibi olayın vukuundan itibaren 1 ay içinde yapılacaktır.

2. Aynı Kanunun 37 nci maddesi ile, Vergi Usul Kanunu'nun iş hacmi bakımından tüccar sınırlarını belirleyen 177 nci maddesinin l, 2 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan hadler artırılmıştır. Yeni düzenlemeye göre yıllık alımların tutarı 100.000.000._ liraya, satışların tutarı 120.000.000.- liraya, alım - satım işleri dışındaki gayrisafi iş hasılatı 50.000.000.- liraya, belirtilen işlerin birlikte yapılması halinde ise, ikinci bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 100.000.000.- liraya yükselmiştir.

3239 sayılı Kanunun 38 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 13 üncü maddede de "Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinde yer alan ve bu Kanunla artırılan hadler, önceki yılların hadlerine bağlı olmaksızın, 1986 yılında tutulacak defterler içinde uygulanır." denilmiştir.

Bu durumda, tüccar sınıfının tayini ve 1986 yılında tutacakları defterler bakımından mükellefler, Vergi Usul Kanununun sınıf değişikliğine ilişkin 179 ve 180 inci maddelerine bağlı olmaksızın, sadece 1985 yılı iş hacimlerini esas alacaklardır. Mesela;

a) Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan tüccarlardan, 1985 yılı alımlarının tutarı 100.000.000,_ lirayı veya satışların tutarı l20.000.000,- lirayı aşanlar;

b) Yukarıda yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşan ve 1985 yılı içinde elde ettikleri gayrisafi iş hasılatı 50.000.000,- lirayı aşanlar;

c) Alım - satım ile bunların dışındaki işlerin birlikte yapılması halinde, 1985 yılındaki alım - satım dışında kalan iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 100.000.000,- lirayı aşanlar;

Birinci sınıf tüccar sayılarak 1986 yılında bilanço esasına güre defter tutacaklar, 1985 yılı iş hacimleri yukarıda belirtilen hadlerin altında kalanlar ise, ikinci sınıf tüccar sayılarak işletme hesabı esasına göre defter tutacaklardır:

Diğer bir ifadeyle, ikinci sınıf tüccar olarak işletme hesabı esasında defter tutmakta olan bir mükellef, 1985 yılındaki alımlarının tutarı 180.000.000,- lirayı veya satışlarının tutarı 19.800.000,- lirayı aşmış olsa dahi yeni hadleri (Alımların tutarı 100.000.000,- lira, satışların tutarı 120.000.000,- lira) aşmadığı takdirde, 1986 yılında işletme hesabı esasına göre defter tutmaya devam edebilecektir.

Birinci sınıf tüccar olarak bilanço esasında defter tutmakta olan bir mükellef ise 1985 yılında yeni hadleri aşmamış olması halinde, ikinci sınıfa geçerek 1986 yılında işletme hesabı esasında defter tutabilecektir.

Yeni artırılan hadlerin ilk uygulama yılı olan 1986 yılından sonra, tüccar sınıflarının tayini ve tutulacak defterler bakımından ise, Vergi Usul Kanununun sınıf değişikliğine ilişkin l79 ve 180 inci maddelerinin uygulanacağı tabiidir. Buna göre 1986 yılı sonu itibariyle ve müteakip yıllarda;

İş hacmi bakımından birinci sınıfa dahil olan tüccarlar;

- Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette düşük olursa, veya;

- Arka arkaya üç dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir düşüklük gösterirse :

Bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak, ikinci sınıfa geçebilirler.

İş hacmi bakımından ikinci sınıfa dahil olan tüccarlar;

- Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerin % 20' yi aşan bir nispette fazla olursa veya;

- Arka arkaya iki dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir fazlalık gösterirse;

Bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak birinci sınıfa geçerler.

Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin 4, 5 ve 6 numaralı bentleri hükümlerine göre, her türlü ticaret şirketleri, Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzel kişiler ile ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler, iş hacimlerine bakılmaksızın kanunen birinci sınıf tüccar sayıldıklarından bilanço esasına göre defter tutmaya devam edeceklerdir.

3. Kanunun 16 ncı maddesi ile Vergi Usul Kanununun 183 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrası birleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Değişiklikten önceki fıkralarda, işleri ciltli yevmiye defteri tutulmasına imkan vermeyecek derecede geniş olan büyük mali, sınai ve ticari müesseselerin müteharrik yapraklı yevmiye defteri kullanmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade olunabileceği, tutulması mecburi diğer defterler için de aynı müsaadenin verilebileceği hükümleri yer almakta idi.

Söz konusu fıkralarda yapılan değişiklikle, vergi mükellefleri diledikleri takdirde, Bakanlık iznine tabi olmadan yevmiye defteri ve tutulması zorunlu diğer defterlerini müteharrik yapraklı olarak kullanabileceklerdir. Bu değişiklik 1986 yılında tutulacak defterler için de geçerli bulunmaktadır.

Defterlerin tasdik şekline ilişkin 225 inci maddede herhangi bir değişiklik olmadığından, halen uygulandığı gibi, müteharrik yapraklı defter kullanacak mükellefler, bir yıl içinde kullanacaklarını tahmin ettikleri sayıda yaprakların her sayfasını teker teker tasdik makamının resmi mühürü ile mühürleteceklerdir. Sayfalar sıra numarasıyla teselsül edecek ve tasdikli yapraklar bittiği takdirde, yeni yapraklar kullanılmadan önce tasdik ettirilecektir.

Ayrıca, 165 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtildiği gibi, müteharrik yapraklı defter sayfalarının noterlerce tasdik işlemleri yapılırken verilen "tasdik numarası"nın mühürle birlikte her sayfada yer alması gerekmektedir.

4. Kanunun 17 nci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 221 inci maddesinin 3 numaralı bendi değiştirilmiştir.

Değişiklikten önceki 3 üncü bent hükmüne göre, yeniden işe başlayanların, sınıf değiştirenlerin, vergi muafiyetleri kalkanların veya yeni bir mükellefiyete girenlerin bu durumlarının meydana geldiği tarihten itibaren bir ay içinde deftetlerini tasdik ettirmeleri gerekmekte idi.

Değiştirilen 3 üncü bent hükmüne göre ise, yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler; işe başlama, sınıf değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti kalkanlar, muafiyeti kaybetme tarihinden itibaren on gün içinde defterlerini tasdik ettirmek mecburiyetindedirler.

5. Kanunun 18 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 223 üncü maddesine birinci fıkraya takiben bir fıkra eklenmiştir.

Eklenen bu fıkra hükmüne göre, tasdik makamı, Vergi Usul Kanununa göre tasdik edilmek üzere getirilen defterleri sosyal güvenlik ile ilgili kuruluşların mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın tasdik edecektir.

1.1.1986 tarihinden itibaren noterlerce defter tasdiki sırasında, vergi mükelleflerinden, sosyal güvenlik ile ilgili bir kuruluşa kayıtlı olduğunu gösterir belge ibrazı istenilmeyecek, sadece Vergi Usul Kanunu ile bu Kanunun Maliye ve Gümrük Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak yayınlanan Yönetmelik hükümlerine ve Genel Tebliğlerde yer alan esaslara bağlı kalınacaktır.

6. Kanunun 19 uncu maddesi ile Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinin 5 numaralı bendi değiştirilerek, fatura bulunsun veya bulunmasın mal harekatının mutlaka sevk irsaliyesine bağlanması mecburiyeti getirilmiştir.

Değişiklikten önceki bentte ise, "faturanın bulunduğu hallerde ayrıca sevk irsaliyesi aranmaz" hükmü yer almakta idi.

Bilindiği üzere, Vergi Usul Kanununun faturanın şekline ilişkin 230 uncu maddesinde, "Faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur;" denilmekte ve bu bilgiler beş bent halinde sayılmaktadır. Sadece 5 numaralı bentte değişiklik yapılmış olup, diğer bentlerde bir değişiklik yapılmamıştır.

Söz konusu değişikliğe göre satılan malın teslim tarihinden sonra yeni teslimi anında düzenlenmiş olsa dahi faturada, malın teslim tarihi ve irsaliye numarası yer alacak ve ayrıca, sevk irsaliyesi de düzenlenecektir.

Diğer taraftan, sevk irsaliyesinin kimler tarafından ve ne şekilde düzenleneceğine ilişkin esaslar da 5 inci bentte hüküm altına alınmıştır. Buna göre;

a) Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının;

b) Teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.

Malın bir mükellefin birden çok iş yerleri ve şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir.

Sevk irsaliyeleri hakkında, fiyat ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, Vergi Usul Kanununun 230 ve 231 inci madde hükümleri uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir.

Ancak, 230 uncu maddenin son fıkra hükmü uyarınca, nihai tüketicilerin tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları malları kendilerinin taşıması veya taşıttırılması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsali-yesi aranmayacaktır.

7. Kanunun 20 nci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin beş numaralı bendi değiştirilmiş ve bunu takiben altı numaralı bent eklenmiştir.

Değişiklikten önceki beş numaralı bentte, faturanın malın teslim tarihinden itibaren on gün içinde düzenleneceği hükmü yer almış ancak, mal satışı dışında iş veya hizmet ifası hallerinde fatura düzenleme süresi yönünden bir hüküm yer almamıştı.

Yeni 5 inci bend hükmü ile bir hizmet yapılması halinde de fatura düzenlemesi, mal tesliminde olduğu gibi on günlük süreye bağlanmıştır.

Ayrıca, belirtilen süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükmü konulmak suretiyle uygulanacak müeyyide yönünden konuya açıklık getirilmiştir.

Eklenen altı numaralı bentte ise aynen; "Bu Kanunun 232 nci maddesinin birinci fıkrasına göre fatura düzenlemek zorunda olanlar, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumludur. (Ancak bu sorumluluk, aynı maddenin 2 nci fıkrasının uygulandığı halleri kapsamaz.) Fatura düzenleyenin istemesi halinde müşteri kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belgeyi ibraz etmek zorudadır." hükmü yer almaktadır.

Buna göre, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin birinci fıkrası uyarırıca birinci ve ikinci sinıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler;

a) Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

b) Serbest meslek erbabına;

c) Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

d) Defter tutmak mecburiyetinde olan.çiftçilere;

e) Vergiden muaf olan esnafa;

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura düzenlemeleri sırasında, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumlu olacaklardır. Faturayı düzenleyen müşterinin kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belge isteyebilecek, müşteri de bu belgeyi ibraz etmek zorunda olacaktır.

Ancak, 6 ncı bendin parantez içi hükmü uyarınca, yukarıda sayılanların dışındaki kimselere yapılan (mesela; nihai tüketiciye) satış veya işler için düzenlenecek faturalarda, müşterinin belge ibrazı ve fatura düzenleyenin sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Diğer taraftan, vergiden muaf esnafın vergi dairesi ve hesap numarası bulunmayacağına göre, sadece adı ve soyadı ile adresinin doğruluğu yeterli olacaktır.

8. Kanunun 37 nci maddesi ile, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan on bin lira, yüz bin liraya yükseltilmiştir.

Buna göre, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin nihai tüketiciye yaptıkları emtia satışı veya yaptıkları iş bedelinin yüz bin lirayı aşması halinde mutlaka fatura, aşmaması halinde ise perakende satış fişi düzenlemeleri gerekmektedir.

Ancak, nihai tüketiciler tarafından fatura istenilmesi halinde, yüz bin liralık hadde bakılmaksızın fatura verilmesi; satılan emtia veya yapılan iş bedelinin yüz bin liranın altında olması ve müşteri (nihai tüketici) tarafından fatura istenilmemesi halinde ise, perakende satış fışi verilmesi zorunludur.

Diğer taraftan, 232 nci maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin;

- Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

- Serbest meslek erbabına;

- Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

- Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;

- Vergiden muaf esnafa;

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için, satılan emtianın veya yapılan işin bedeli ne olursa olsun fatura vermeleri emtiayı satın alan veya hizmeti yaptıran bu kimselerin de fatura istemeleri ve almaları mecburidir. Bunlar için perakende satış fişi geçerli değildir.

9. Kanunun 21 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiştir.

Bilindiği üzere, Maliye ve Gümrük Bakanlığına, vergi mükellefleri tarafından kullanılan defter ve düzenlenen belgeler konusunda düzenlemeler yapmaya yetki veren mükerrer 257 nci madde daha önce de Vergi Usul Kanununda yer almakta idi.

Bu defa, daha önceki yetkilere ilaveten, mükellef ve meslek grupları itibariyle muhasebe usul ve esaslarını tespit etme, Vergi Usul Kanununa göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin kullanılmasını kaldırma; vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili olarak levha kullandırma ve asma mecburiyeti getirmeye ve kaldırmaya da yetki tanınmıştır.

Bu madde hükmüne dayanılarak daha önce Bakanlığımızca yapılan düzenlemeler muhtelif genel tebliğlerde ve yönetmelikte açıklanmıştır. Gerekli görüldüğünde yapılacak yeni düzenlemeler ayrıca açıklanacaktır.

Bu Genel Tebliğimizle de aşağıda belirtilen yetkiler kullanılmaktadır.

a) Sabit işyeri bulunmayan nakliyecilerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri ile Kasa Defteri;

b) İkinci sınıf tüccar olup satışlarının tamamı toptan ve faturalı olan mükelleflerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri;

c) İkinci sınıf tüccarlardan 3100 sayılı Kanuna göre Yazar Kasa makinesi kullanan mükelleflerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri;

Kullanmaları mecburiyeti 1.1.1986 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.

d) Perakende satış fişlerinin (3100 sayılı Kanuna göre verilen yazar kasa fişleri hariç) düzenlenmesi sırasında, toplam bedelin ayrıca yazı ile de belirtilmesi ve rakamla yazılan toplamın her iki tarafının çift çizgi (=) ile kapatılması zorunludur. (Ekteki örnekte görüldüğü gibi)

Öte yandan, akaryakıt bayilerinin, pompalardan yaptıkları yüzbin liranın altındaki akaryakıt satışlarında (isteyenlere fatura veya perakende satış fişi verme mecburiyeti saklı kalmak şartıyla) günlük toplam hasılatı pompa totalizatörlerinden tespit etmeleri ve her günkü toplam satış için totalizatör rakamlarını da yazmak şartıyla defter kayıtlarında göstermeleri uygun görülmüştür.

Tebliğ olunur.

İçerik 1:

 

Bilindiği üzere, 1l Aralık 1985 tarih ve 18955 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 4.12.1985 tarih ve 3239 sayılı Kanunun Birinci Bölümü 2l3 sayılı Vergi Usul Kanunu ile ilgili değişiklikleri ihtiva etmektedir.

Bu Genel Tebliğde, 3239 sayılı Kanunla, Vergi Usul Kanununun mükellefin bildirim, defter tutma ve belge düzenleme ödevlerine ilişkin hükümlerinde yapılan değişiklikler açıklanmıştır.

1. 3239 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 168 inci maıddesinin birinci fıkrasının l numaralı bendi değiştirilerek mükelleflere, işe başlamadan önce bildirim esası getirilmiştir.

Değişiklikten önceki hükme göre, işe başlama bildirmelerinin olayın vukuu tarihinden itibaren I ay içinde yapılması mümkün bulunmakta idi. Yapılan değişiklikle bundan böyle mükellefler, işe başlamadan önce ilgili vergi, dairelerine işe başlama dilekçelerini vererek bildirimde bulunacaklardır.

İşi bırakma ve değişiklik bildirmeleri ise eskiden olduğu gibi olayın vukuundan itibaren 1 ay içinde yapılacaktır.

2. Aynı Kanunun 37 nci maddesi ile, Vergi Usul Kanunu'nun iş hacmi bakımından tüccar sınırlarını belirleyen 177 nci maddesinin l, 2 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan hadler artırılmıştır. Yeni düzenlemeye göre yıllık alımların tutarı 100.000.000._ liraya, satışların tutarı 120.000.000.- liraya, alım - satım işleri dışındaki gayrisafi iş hasılatı 50.000.000.- liraya, belirtilen işlerin birlikte yapılması halinde ise, ikinci bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 100.000.000.- liraya yükselmiştir.

3239 sayılı Kanunun 38 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 13 üncü maddede de "Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinde yer alan ve bu Kanunla artırılan hadler, önceki yılların hadlerine bağlı olmaksızın, 1986 yılında tutulacak defterler içinde uygulanır." denilmiştir.

Bu durumda, tüccar sınıfının tayini ve 1986 yılında tutacakları defterler bakımından mükellefler, Vergi Usul Kanununun sınıf değişikliğine ilişkin 179 ve 180 inci maddelerine bağlı olmaksızın, sadece 1985 yılı iş hacimlerini esas alacaklardır. Mesela;

a) Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan tüccarlardan, 1985 yılı alımlarının tutarı 100.000.000,_ lirayı veya satışların tutarı l20.000.000,- lirayı aşanlar;

b) Yukarıda yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşan ve 1985 yılı içinde elde ettikleri gayrisafi iş hasılatı 50.000.000,- lirayı aşanlar;

c) Alım - satım ile bunların dışındaki işlerin birlikte yapılması halinde, 1985 yılındaki alım - satım dışında kalan iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 100.000.000,- lirayı aşanlar;

Birinci sınıf tüccar sayılarak 1986 yılında bilanço esasına güre defter tutacaklar, 1985 yılı iş hacimleri yukarıda belirtilen hadlerin altında kalanlar ise, ikinci sınıf tüccar sayılarak işletme hesabı esasına göre defter tutacaklardır:

Diğer bir ifadeyle, ikinci sınıf tüccar olarak işletme hesabı esasında defter tutmakta olan bir mükellef, 1985 yılındaki alımlarının tutarı 180.000.000,- lirayı veya satışlarının tutarı 19.800.000,- lirayı aşmış olsa dahi yeni hadleri (Alımların tutarı 100.000.000,- lira, satışların tutarı 120.000.000,- lira) aşmadığı takdirde, 1986 yılında işletme hesabı esasına göre defter tutmaya devam edebilecektir.

Birinci sınıf tüccar olarak bilanço esasında defter tutmakta olan bir mükellef ise 1985 yılında yeni hadleri aşmamış olması halinde, ikinci sınıfa geçerek 1986 yılında işletme hesabı esasında defter tutabilecektir.

Yeni artırılan hadlerin ilk uygulama yılı olan 1986 yılından sonra, tüccar sınıflarının tayini ve tutulacak defterler bakımından ise, Vergi Usul Kanununun sınıf değişikliğine ilişkin l79 ve 180 inci maddelerinin uygulanacağı tabiidir. Buna göre 1986 yılı sonu itibariyle ve müteakip yıllarda;

İş hacmi bakımından birinci sınıfa dahil olan tüccarlar;

- Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette düşük olursa, veya;

- Arka arkaya üç dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir düşüklük gösterirse :

Bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak, ikinci sınıfa geçebilirler.

İş hacmi bakımından ikinci sınıfa dahil olan tüccarlar;

- Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerin % 20' yi aşan bir nispette fazla olursa veya;

- Arka arkaya iki dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir fazlalık gösterirse;

Bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak birinci sınıfa geçerler.

Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin 4, 5 ve 6 numaralı bentleri hükümlerine göre, her türlü ticaret şirketleri, Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzel kişiler ile ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler, iş hacimlerine bakılmaksızın kanunen birinci sınıf tüccar sayıldıklarından bilanço esasına göre defter tutmaya devam edeceklerdir.

3. Kanunun 16 ncı maddesi ile Vergi Usul Kanununun 183 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrası birleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Değişiklikten önceki fıkralarda, işleri ciltli yevmiye defteri tutulmasına imkan vermeyecek derecede geniş olan büyük mali, sınai ve ticari müesseselerin müteharrik yapraklı yevmiye defteri kullanmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade olunabileceği, tutulması mecburi diğer defterler için de aynı müsaadenin verilebileceği hükümleri yer almakta idi.

Söz konusu fıkralarda yapılan değişiklikle, vergi mükellefleri diledikleri takdirde, Bakanlık iznine tabi olmadan yevmiye defteri ve tutulması zorunlu diğer defterlerini müteharrik yapraklı olarak kullanabileceklerdir. Bu değişiklik 1986 yılında tutulacak defterler için de geçerli bulunmaktadır.

Defterlerin tasdik şekline ilişkin 225 inci maddede herhangi bir değişiklik olmadığından, halen uygulandığı gibi, müteharrik yapraklı defter kullanacak mükellefler, bir yıl içinde kullanacaklarını tahmin ettikleri sayıda yaprakların her sayfasını teker teker tasdik makamının resmi mühürü ile mühürleteceklerdir. Sayfalar sıra numarasıyla teselsül edecek ve tasdikli yapraklar bittiği takdirde, yeni yapraklar kullanılmadan önce tasdik ettirilecektir.

Ayrıca, 165 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtildiği gibi, müteharrik yapraklı defter sayfalarının noterlerce tasdik işlemleri yapılırken verilen "tasdik numarası"nın mühürle birlikte her sayfada yer alması gerekmektedir.

4. Kanunun 17 nci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 221 inci maddesinin 3 numaralı bendi değiştirilmiştir.

Değişiklikten önceki 3 üncü bent hükmüne göre, yeniden işe başlayanların, sınıf değiştirenlerin, vergi muafiyetleri kalkanların veya yeni bir mükellefiyete girenlerin bu durumlarının meydana geldiği tarihten itibaren bir ay içinde deftetlerini tasdik ettirmeleri gerekmekte idi.

Değiştirilen 3 üncü bent hükmüne göre ise, yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler; işe başlama, sınıf değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti kalkanlar, muafiyeti kaybetme tarihinden itibaren on gün içinde defterlerini tasdik ettirmek mecburiyetindedirler.

5. Kanunun 18 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 223 üncü maddesine birinci fıkraya takiben bir fıkra eklenmiştir.

Eklenen bu fıkra hükmüne göre, tasdik makamı, Vergi Usul Kanununa göre tasdik edilmek üzere getirilen defterleri sosyal güvenlik ile ilgili kuruluşların mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın tasdik edecektir.

1.1.1986 tarihinden itibaren noterlerce defter tasdiki sırasında, vergi mükelleflerinden, sosyal güvenlik ile ilgili bir kuruluşa kayıtlı olduğunu gösterir belge ibrazı istenilmeyecek, sadece Vergi Usul Kanunu ile bu Kanunun Maliye ve Gümrük Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak yayınlanan Yönetmelik hükümlerine ve Genel Tebliğlerde yer alan esaslara bağlı kalınacaktır.

6. Kanunun 19 uncu maddesi ile Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinin 5 numaralı bendi değiştirilerek, fatura bulunsun veya bulunmasın mal harekatının mutlaka sevk irsaliyesine bağlanması mecburiyeti getirilmiştir.

Değişiklikten önceki bentte ise, "faturanın bulunduğu hallerde ayrıca sevk irsaliyesi aranmaz" hükmü yer almakta idi.

Bilindiği üzere, Vergi Usul Kanununun faturanın şekline ilişkin 230 uncu maddesinde, "Faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur;" denilmekte ve bu bilgiler beş bent halinde sayılmaktadır. Sadece 5 numaralı bentte değişiklik yapılmış olup, diğer bentlerde bir değişiklik yapılmamıştır.

Söz konusu değişikliğe göre satılan malın teslim tarihinden sonra yeni teslimi anında düzenlenmiş olsa dahi faturada, malın teslim tarihi ve irsaliye numarası yer alacak ve ayrıca, sevk irsaliyesi de düzenlenecektir.

Diğer taraftan, sevk irsaliyesinin kimler tarafından ve ne şekilde düzenleneceğine ilişkin esaslar da 5 inci bentte hüküm altına alınmıştır. Buna göre;

a) Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının;

b) Teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.

Malın bir mükellefin birden çok iş yerleri ve şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir.

Sevk irsaliyeleri hakkında, fiyat ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, Vergi Usul Kanununun 230 ve 231 inci madde hükümleri uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir.

Ancak, 230 uncu maddenin son fıkra hükmü uyarınca, nihai tüketicilerin tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları malları kendilerinin taşıması veya taşıttırılması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsali-yesi aranmayacaktır.

7. Kanunun 20 nci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin beş numaralı bendi değiştirilmiş ve bunu takiben altı numaralı bent eklenmiştir.

Değişiklikten önceki beş numaralı bentte, faturanın malın teslim tarihinden itibaren on gün içinde düzenleneceği hükmü yer almış ancak, mal satışı dışında iş veya hizmet ifası hallerinde fatura düzenleme süresi yönünden bir hüküm yer almamıştı.

Yeni 5 inci bend hükmü ile bir hizmet yapılması halinde de fatura düzenlemesi, mal tesliminde olduğu gibi on günlük süreye bağlanmıştır.

Ayrıca, belirtilen süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükmü konulmak suretiyle uygulanacak müeyyide yönünden konuya açıklık getirilmiştir.

Eklenen altı numaralı bentte ise aynen; "Bu Kanunun 232 nci maddesinin birinci fıkrasına göre fatura düzenlemek zorunda olanlar, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumludur. (Ancak bu sorumluluk, aynı maddenin 2 nci fıkrasının uygulandığı halleri kapsamaz.) Fatura düzenleyenin istemesi halinde müşteri kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belgeyi ibraz etmek zorudadır." hükmü yer almaktadır.

Buna göre, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin birinci fıkrası uyarırıca birinci ve ikinci sinıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler;

a) Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

b) Serbest meslek erbabına;

c) Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

d) Defter tutmak mecburiyetinde olan.çiftçilere;

e) Vergiden muaf olan esnafa;

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura düzenlemeleri sırasında, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumlu olacaklardır. Faturayı düzenleyen müşterinin kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belge isteyebilecek, müşteri de bu belgeyi ibraz etmek zorunda olacaktır.

Ancak, 6 ncı bendin parantez içi hükmü uyarınca, yukarıda sayılanların dışındaki kimselere yapılan (mesela; nihai tüketiciye) satış veya işler için düzenlenecek faturalarda, müşterinin belge ibrazı ve fatura düzenleyenin sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Diğer taraftan, vergiden muaf esnafın vergi dairesi ve hesap numarası bulunmayacağına göre, sadece adı ve soyadı ile adresinin doğruluğu yeterli olacaktır.

8. Kanunun 37 nci maddesi ile, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan on bin lira, yüz bin liraya yükseltilmiştir.

Buna göre, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin nihai tüketiciye yaptıkları emtia satışı veya yaptıkları iş bedelinin yüz bin lirayı aşması halinde mutlaka fatura, aşmaması halinde ise perakende satış fişi düzenlemeleri gerekmektedir.

Ancak, nihai tüketiciler tarafından fatura istenilmesi halinde, yüz bin liralık hadde bakılmaksızın fatura verilmesi; satılan emtia veya yapılan iş bedelinin yüz bin liranın altında olması ve müşteri (nihai tüketici) tarafından fatura istenilmemesi halinde ise, perakende satış fışi verilmesi zorunludur.

Diğer taraftan, 232 nci maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin;

- Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

- Serbest meslek erbabına;

- Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

- Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;

- Vergiden muaf esnafa;

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için, satılan emtianın veya yapılan işin bedeli ne olursa olsun fatura vermeleri emtiayı satın alan veya hizmeti yaptıran bu kimselerin de fatura istemeleri ve almaları mecburidir. Bunlar için perakende satış fişi geçerli değildir.

9. Kanunun 21 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiştir.

Bilindiği üzere, Maliye ve Gümrük Bakanlığına, vergi mükellefleri tarafından kullanılan defter ve düzenlenen belgeler konusunda düzenlemeler yapmaya yetki veren mükerrer 257 nci madde daha önce de Vergi Usul Kanununda yer almakta idi.

Bu defa, daha önceki yetkilere ilaveten, mükellef ve meslek grupları itibariyle muhasebe usul ve esaslarını tespit etme, Vergi Usul Kanununa göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin kullanılmasını kaldırma; vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili olarak levha kullandırma ve asma mecburiyeti getirmeye ve kaldırmaya da yetki tanınmıştır.

Bu madde hükmüne dayanılarak daha önce Bakanlığımızca yapılan düzenlemeler muhtelif genel tebliğlerde ve yönetmelikte açıklanmıştır. Gerekli görüldüğünde yapılacak yeni düzenlemeler ayrıca açıklanacaktır.

Bu Genel Tebliğimizle de aşağıda belirtilen yetkiler kullanılmaktadır.

a) Sabit işyeri bulunmayan nakliyecilerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri ile Kasa Defteri;

b) İkinci sınıf tüccar olup satışlarının tamamı toptan ve faturalı olan mükelleflerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri;

c) İkinci sınıf tüccarlardan 3100 sayılı Kanuna göre Yazar Kasa makinesi kullanan mükelleflerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri;

Kullanmaları mecburiyeti 1.1.1986 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.

d) Perakende satış fişlerinin (3100 sayılı Kanuna göre verilen yazar kasa fişleri hariç) düzenlenmesi sırasında, toplam bedelin ayrıca yazı ile de belirtilmesi ve rakamla yazılan toplamın her iki tarafının çift çizgi (=) ile kapatılması zorunludur. (Ekteki örnekte görüldüğü gibi)

Öte yandan, akaryakıt bayilerinin, pompalardan yaptıkları yüzbin liranın altındaki akaryakıt satışlarında (isteyenlere fatura veya perakende satış fişi verme mecburiyeti saklı kalmak şartıyla) günlük toplam hasılatı pompa totalizatörlerinden tespit etmeleri ve her günkü toplam satış için totalizatör rakamlarını da yazmak şartıyla defter kayıtlarında göstermeleri uygun görülmüştür.

Tebliğ olunur.

İçerik 2:

 

Bilindiği üzere, 1l Aralık 1985 tarih ve 18955 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 4.12.1985 tarih ve 3239 sayılı Kanunun Birinci Bölümü 2l3 sayılı Vergi Usul Kanunu ile ilgili değişiklikleri ihtiva etmektedir.

Bu Genel Tebliğde, 3239 sayılı Kanunla, Vergi Usul Kanununun mükellefin bildirim, defter tutma ve belge düzenleme ödevlerine ilişkin hükümlerinde yapılan değişiklikler açıklanmıştır.

1. 3239 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 168 inci maıddesinin birinci fıkrasının l numaralı bendi değiştirilerek mükelleflere, işe başlamadan önce bildirim esası getirilmiştir.

Değişiklikten önceki hükme göre, işe başlama bildirmelerinin olayın vukuu tarihinden itibaren I ay içinde yapılması mümkün bulunmakta idi. Yapılan değişiklikle bundan böyle mükellefler, işe başlamadan önce ilgili vergi, dairelerine işe başlama dilekçelerini vererek bildirimde bulunacaklardır.

İşi bırakma ve değişiklik bildirmeleri ise eskiden olduğu gibi olayın vukuundan itibaren 1 ay içinde yapılacaktır.

2. Aynı Kanunun 37 nci maddesi ile, Vergi Usul Kanunu'nun iş hacmi bakımından tüccar sınırlarını belirleyen 177 nci maddesinin l, 2 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan hadler artırılmıştır. Yeni düzenlemeye göre yıllık alımların tutarı 100.000.000._ liraya, satışların tutarı 120.000.000.- liraya, alım - satım işleri dışındaki gayrisafi iş hasılatı 50.000.000.- liraya, belirtilen işlerin birlikte yapılması halinde ise, ikinci bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 100.000.000.- liraya yükselmiştir.

3239 sayılı Kanunun 38 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 13 üncü maddede de "Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinde yer alan ve bu Kanunla artırılan hadler, önceki yılların hadlerine bağlı olmaksızın, 1986 yılında tutulacak defterler içinde uygulanır." denilmiştir.

Bu durumda, tüccar sınıfının tayini ve 1986 yılında tutacakları defterler bakımından mükellefler, Vergi Usul Kanununun sınıf değişikliğine ilişkin 179 ve 180 inci maddelerine bağlı olmaksızın, sadece 1985 yılı iş hacimlerini esas alacaklardır. Mesela;

a) Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan tüccarlardan, 1985 yılı alımlarının tutarı 100.000.000,_ lirayı veya satışların tutarı l20.000.000,- lirayı aşanlar;

b) Yukarıda yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşan ve 1985 yılı içinde elde ettikleri gayrisafi iş hasılatı 50.000.000,- lirayı aşanlar;

c) Alım - satım ile bunların dışındaki işlerin birlikte yapılması halinde, 1985 yılındaki alım - satım dışında kalan iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 100.000.000,- lirayı aşanlar;

Birinci sınıf tüccar sayılarak 1986 yılında bilanço esasına güre defter tutacaklar, 1985 yılı iş hacimleri yukarıda belirtilen hadlerin altında kalanlar ise, ikinci sınıf tüccar sayılarak işletme hesabı esasına göre defter tutacaklardır:

Diğer bir ifadeyle, ikinci sınıf tüccar olarak işletme hesabı esasında defter tutmakta olan bir mükellef, 1985 yılındaki alımlarının tutarı 180.000.000,- lirayı veya satışlarının tutarı 19.800.000,- lirayı aşmış olsa dahi yeni hadleri (Alımların tutarı 100.000.000,- lira, satışların tutarı 120.000.000,- lira) aşmadığı takdirde, 1986 yılında işletme hesabı esasına göre defter tutmaya devam edebilecektir.

Birinci sınıf tüccar olarak bilanço esasında defter tutmakta olan bir mükellef ise 1985 yılında yeni hadleri aşmamış olması halinde, ikinci sınıfa geçerek 1986 yılında işletme hesabı esasında defter tutabilecektir.

Yeni artırılan hadlerin ilk uygulama yılı olan 1986 yılından sonra, tüccar sınıflarının tayini ve tutulacak defterler bakımından ise, Vergi Usul Kanununun sınıf değişikliğine ilişkin l79 ve 180 inci maddelerinin uygulanacağı tabiidir. Buna göre 1986 yılı sonu itibariyle ve müteakip yıllarda;

İş hacmi bakımından birinci sınıfa dahil olan tüccarlar;

- Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette düşük olursa, veya;

- Arka arkaya üç dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir düşüklük gösterirse :

Bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak, ikinci sınıfa geçebilirler.

İş hacmi bakımından ikinci sınıfa dahil olan tüccarlar;

- Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerin % 20' yi aşan bir nispette fazla olursa veya;

- Arka arkaya iki dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir fazlalık gösterirse;

Bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak birinci sınıfa geçerler.

Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin 4, 5 ve 6 numaralı bentleri hükümlerine göre, her türlü ticaret şirketleri, Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzel kişiler ile ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler, iş hacimlerine bakılmaksızın kanunen birinci sınıf tüccar sayıldıklarından bilanço esasına göre defter tutmaya devam edeceklerdir.

3. Kanunun 16 ncı maddesi ile Vergi Usul Kanununun 183 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrası birleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Değişiklikten önceki fıkralarda, işleri ciltli yevmiye defteri tutulmasına imkan vermeyecek derecede geniş olan büyük mali, sınai ve ticari müesseselerin müteharrik yapraklı yevmiye defteri kullanmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade olunabileceği, tutulması mecburi diğer defterler için de aynı müsaadenin verilebileceği hükümleri yer almakta idi.

Söz konusu fıkralarda yapılan değişiklikle, vergi mükellefleri diledikleri takdirde, Bakanlık iznine tabi olmadan yevmiye defteri ve tutulması zorunlu diğer defterlerini müteharrik yapraklı olarak kullanabileceklerdir. Bu değişiklik 1986 yılında tutulacak defterler için de geçerli bulunmaktadır.

Defterlerin tasdik şekline ilişkin 225 inci maddede herhangi bir değişiklik olmadığından, halen uygulandığı gibi, müteharrik yapraklı defter kullanacak mükellefler, bir yıl içinde kullanacaklarını tahmin ettikleri sayıda yaprakların her sayfasını teker teker tasdik makamının resmi mühürü ile mühürleteceklerdir. Sayfalar sıra numarasıyla teselsül edecek ve tasdikli yapraklar bittiği takdirde, yeni yapraklar kullanılmadan önce tasdik ettirilecektir.

Ayrıca, 165 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtildiği gibi, müteharrik yapraklı defter sayfalarının noterlerce tasdik işlemleri yapılırken verilen "tasdik numarası"nın mühürle birlikte her sayfada yer alması gerekmektedir.

4. Kanunun 17 nci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 221 inci maddesinin 3 numaralı bendi değiştirilmiştir.

Değişiklikten önceki 3 üncü bent hükmüne göre, yeniden işe başlayanların, sınıf değiştirenlerin, vergi muafiyetleri kalkanların veya yeni bir mükellefiyete girenlerin bu durumlarının meydana geldiği tarihten itibaren bir ay içinde deftetlerini tasdik ettirmeleri gerekmekte idi.

Değiştirilen 3 üncü bent hükmüne göre ise, yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler; işe başlama, sınıf değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti kalkanlar, muafiyeti kaybetme tarihinden itibaren on gün içinde defterlerini tasdik ettirmek mecburiyetindedirler.

5. Kanunun 18 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 223 üncü maddesine birinci fıkraya takiben bir fıkra eklenmiştir.

Eklenen bu fıkra hükmüne göre, tasdik makamı, Vergi Usul Kanununa göre tasdik edilmek üzere getirilen defterleri sosyal güvenlik ile ilgili kuruluşların mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın tasdik edecektir.

1.1.1986 tarihinden itibaren noterlerce defter tasdiki sırasında, vergi mükelleflerinden, sosyal güvenlik ile ilgili bir kuruluşa kayıtlı olduğunu gösterir belge ibrazı istenilmeyecek, sadece Vergi Usul Kanunu ile bu Kanunun Maliye ve Gümrük Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak yayınlanan Yönetmelik hükümlerine ve Genel Tebliğlerde yer alan esaslara bağlı kalınacaktır.

6. Kanunun 19 uncu maddesi ile Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinin 5 numaralı bendi değiştirilerek, fatura bulunsun veya bulunmasın mal harekatının mutlaka sevk irsaliyesine bağlanması mecburiyeti getirilmiştir.

Değişiklikten önceki bentte ise, "faturanın bulunduğu hallerde ayrıca sevk irsaliyesi aranmaz" hükmü yer almakta idi.

Bilindiği üzere, Vergi Usul Kanununun faturanın şekline ilişkin 230 uncu maddesinde, "Faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur;" denilmekte ve bu bilgiler beş bent halinde sayılmaktadır. Sadece 5 numaralı bentte değişiklik yapılmış olup, diğer bentlerde bir değişiklik yapılmamıştır.

Söz konusu değişikliğe göre satılan malın teslim tarihinden sonra yeni teslimi anında düzenlenmiş olsa dahi faturada, malın teslim tarihi ve irsaliye numarası yer alacak ve ayrıca, sevk irsaliyesi de düzenlenecektir.

Diğer taraftan, sevk irsaliyesinin kimler tarafından ve ne şekilde düzenleneceğine ilişkin esaslar da 5 inci bentte hüküm altına alınmıştır. Buna göre;

a) Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının;

b) Teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.

Malın bir mükellefin birden çok iş yerleri ve şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir.

Sevk irsaliyeleri hakkında, fiyat ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, Vergi Usul Kanununun 230 ve 231 inci madde hükümleri uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir.

Ancak, 230 uncu maddenin son fıkra hükmü uyarınca, nihai tüketicilerin tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları malları kendilerinin taşıması veya taşıttırılması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsali-yesi aranmayacaktır.

7. Kanunun 20 nci maddesi ile Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin beş numaralı bendi değiştirilmiş ve bunu takiben altı numaralı bent eklenmiştir.

Değişiklikten önceki beş numaralı bentte, faturanın malın teslim tarihinden itibaren on gün içinde düzenleneceği hükmü yer almış ancak, mal satışı dışında iş veya hizmet ifası hallerinde fatura düzenleme süresi yönünden bir hüküm yer almamıştı.

Yeni 5 inci bend hükmü ile bir hizmet yapılması halinde de fatura düzenlemesi, mal tesliminde olduğu gibi on günlük süreye bağlanmıştır.

Ayrıca, belirtilen süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükmü konulmak suretiyle uygulanacak müeyyide yönünden konuya açıklık getirilmiştir.

Eklenen altı numaralı bentte ise aynen; "Bu Kanunun 232 nci maddesinin birinci fıkrasına göre fatura düzenlemek zorunda olanlar, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumludur. (Ancak bu sorumluluk, aynı maddenin 2 nci fıkrasının uygulandığı halleri kapsamaz.) Fatura düzenleyenin istemesi halinde müşteri kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belgeyi ibraz etmek zorudadır." hükmü yer almaktadır.

Buna göre, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin birinci fıkrası uyarırıca birinci ve ikinci sinıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler;

a) Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

b) Serbest meslek erbabına;

c) Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

d) Defter tutmak mecburiyetinde olan.çiftçilere;

e) Vergiden muaf olan esnafa;

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura düzenlemeleri sırasında, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumlu olacaklardır. Faturayı düzenleyen müşterinin kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belge isteyebilecek, müşteri de bu belgeyi ibraz etmek zorunda olacaktır.

Ancak, 6 ncı bendin parantez içi hükmü uyarınca, yukarıda sayılanların dışındaki kimselere yapılan (mesela; nihai tüketiciye) satış veya işler için düzenlenecek faturalarda, müşterinin belge ibrazı ve fatura düzenleyenin sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Diğer taraftan, vergiden muaf esnafın vergi dairesi ve hesap numarası bulunmayacağına göre, sadece adı ve soyadı ile adresinin doğruluğu yeterli olacaktır.

8. Kanunun 37 nci maddesi ile, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan on bin lira, yüz bin liraya yükseltilmiştir.

Buna göre, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin nihai tüketiciye yaptıkları emtia satışı veya yaptıkları iş bedelinin yüz bin lirayı aşması halinde mutlaka fatura, aşmaması halinde ise perakende satış fişi düzenlemeleri gerekmektedir.

Ancak, nihai tüketiciler tarafından fatura istenilmesi halinde, yüz bin liralık hadde bakılmaksızın fatura verilmesi; satılan emtia veya yapılan iş bedelinin yüz bin liranın altında olması ve müşteri (nihai tüketici) tarafından fatura istenilmemesi halinde ise, perakende satış fışi verilmesi zorunludur.

Diğer taraftan, 232 nci maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin;

- Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

- Serbest meslek erbabına;

- Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

- Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;

- Vergiden muaf esnafa;

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için, satılan emtianın veya yapılan işin bedeli ne olursa olsun fatura vermeleri emtiayı satın alan veya hizmeti yaptıran bu kimselerin de fatura istemeleri ve almaları mecburidir. Bunlar için perakende satış fişi geçerli değildir.

9. Kanunun 21 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiştir.

Bilindiği üzere, Maliye ve Gümrük Bakanlığına, vergi mükellefleri tarafından kullanılan defter ve düzenlenen belgeler konusunda düzenlemeler yapmaya yetki veren mükerrer 257 nci madde daha önce de Vergi Usul Kanununda yer almakta idi.

Bu defa, daha önceki yetkilere ilaveten, mükellef ve meslek grupları itibariyle muhasebe usul ve esaslarını tespit etme, Vergi Usul Kanununa göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin kullanılmasını kaldırma; vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili olarak levha kullandırma ve asma mecburiyeti getirmeye ve kaldırmaya da yetki tanınmıştır.

Bu madde hükmüne dayanılarak daha önce Bakanlığımızca yapılan düzenlemeler muhtelif genel tebliğlerde ve yönetmelikte açıklanmıştır. Gerekli görüldüğünde yapılacak yeni düzenlemeler ayrıca açıklanacaktır.

Bu Genel Tebliğimizle de aşağıda belirtilen yetkiler kullanılmaktadır.

a) Sabit işyeri bulunmayan nakliyecilerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri ile Kasa Defteri;

b) İkinci sınıf tüccar olup satışlarının tamamı toptan ve faturalı olan mükelleflerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri;

c) İkinci sınıf tüccarlardan 3100 sayılı Kanuna göre Yazar Kasa makinesi kullanan mükelleflerin Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri;

Kullanmaları mecburiyeti 1.1.1986 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.

d) Perakende satış fişlerinin (3100 sayılı Kanuna göre verilen yazar kasa fişleri hariç) düzenlenmesi sırasında, toplam bedelin ayrıca yazı ile de belirtilmesi ve rakamla yazılan toplamın her iki tarafının çift çizgi (=) ile kapatılması zorunludur. (Ekteki örnekte görüldüğü gibi)

Öte yandan, akaryakıt bayilerinin, pompalardan yaptıkları yüzbin liranın altındaki akaryakıt satışlarında (isteyenlere fatura veya perakende satış fişi verme mecburiyeti saklı kalmak şartıyla) günlük toplam hasılatı pompa totalizatörlerinden tespit etmeleri ve her günkü toplam satış için totalizatör rakamlarını da yazmak şartıyla defter kayıtlarında göstermeleri uygun görülmüştür.

Tebliğ olunur.

Resmi Gazete No: 25155 Resmi Gazete Tarihi: Salı, 1 Temmuz, 2003 Adı: UID: 4FGGM5WUL4DFOXB2
İçerik:

Bilindiği üzere, 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun(1) 25 inci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununa(2) finansal kiralama işlemlerinde değerleme hükümlerini düzenleyen Mükerrer 290 ıncı madde eklenmiştir. Ancak, 4842 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin h bendi hükmü gereğince 25 inci madde 01.07.2003 tarihinden itibaren yapılacak finansal kiralama işlemlerinde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiğinden belirtilen tarihten sonra yapılacak finansal kiralama işlemlerinde bu Tebliğ hükümlerine uyulması gerekmektedir. Yapılan yasal düzenleme ile finansal kiralama işlemlerinde kiralama işleminin hukuki mahiyeti veya şekli yerine, özün önceliği ilkesi benimsenmektedir.

Mükerrer 290 ıncı maddenin 4 numaralı bendi hükmü ile Bakanlığımıza bu maddenin uygulamasına yönelik usul ve esasları belirleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye istinaden aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

I-TANIMLAR

Mükerrer 290 ıncı maddenin uygulanmasına ilişkin olarak sözkonusu maddenin 3 numaralı bendinde yer alan tanımlarla ilgili açıklamalar aşağıdadır.

1-Finansal Kiralama: Kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadi kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan riskler ile yararların tamamının veya tamamına yakınının belli bir dönemde bedel karşılığı kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalardır. Aynı iktisadi kıymete ilişkin birden fazla sözleşme, ilave, tadil ve diğer sözleşmelerin yapılması halinde tüm anlaşmalar bir arada değerlendirilmelidir.

Aşağıda belirtilen kriterlerden birini veya daha fazlasını karşılayan kiralamalar finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

a)-İktisadî kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi: Sözleşmede iktisadi kıymetin kiracıya devrine ilişkin hüküm olması veya satım opsiyonu olması ve kiracının yüksek bir olasılıkla bu opsiyonu kullanacak olması halidir.

b)-Kiracıya kira süresi sonunda iktisadi kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması: Sözleşmenin başında kira süresi sonunda iktisadi kıymetin rayiç bedelinin alacağı değerin tam olarak tespiti doğal olarak zorluklar içermektedir. Kira süresi sonunda iktisadi kıymetin alacağı rayiç bedel genel olarak enflasyon ve kıymetin amortismanı ve diğer unsurlar dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Kira süresi sonunda kiracının satın alma hakkını kullanacağının büyük bir olasılıkla tahmin edildiği durum tarif edilmektedir. Örneğin, X şirketi sahip olduğu ve sözleşme başındaki rayiç bedeli 50 milyar lira olan bir iktisadi kıymetini 5 yıllık bir süre için Y şirketine kiralasın. Sözleşme başında iktisadi kıymetin enflasyon ve amortismanı dikkate alınarak sözleşme sonunda alacağı değer

5 milyar lira olarak tahmin edilsin. Kiracı Y şirketinin 5 yıllık kira süresi sonunda iktisadi kıymeti 1 milyar liraya veya daha düşük bir değere satın alma hakkı opsiyonu bulunsun. Bu durumda kiracı şirket tarafından kira süresi sonunda satın alma hakkının kullanılacağı açıktır.

c)-Kiralama süresinin iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün % 80'inden daha büyük bir bölümünü kapsaması: Ekonomik ömür, bir iktisadi kıymetin ekonomik olarak kullanılabileceği veya belli sayıdaki üretimin elde edilebileceği tahmin edilen dönemdir. Örneğin, iktisadi kıymetin ekonomik ömrü 10 yıl, kiralama süresi 9 yıl ise kiralama süresi ekonomik ömrün %80'inden fazla olduğu için bu kiralama bir finansal kiralama olacaktır. Kiracı iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün önemli bir kısmını, % 80 veya daha fazlası, kullanma hakkına sahip ise aynı zamanda iktisadi kıymetin ekonomik faydasının önemli bir bölümünü elde etmekte ve aynı zamanda risklerine de maruz kalmaktadır. Bazı iktisadi kıymetlerin ekonomik ömür nispetinin hesaplanmasında oransal olarak ilk yıllarının son yıllarına göre daha fazla ekonomik fayda sağlayacağı göz önünde tutulabilir.

d)-Sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadi kıymetin rayiç bedelinin % 90'ından daha büyük bir değeri oluşturması: Aşağıdaki 5 ve 6 ncı maddelere göre tespit edilen kira ödemelerinin bugünkü değeri toplamının iktisadi kıymetin sözleşme başındaki rayiç bedelinin % 90'ından büyük olması halinde kiralama finansal kiralamadır. Örneğin, kiralama başlangıcında iktisadi kıymetin rayiç bedeli 50 milyar lira ve kira ödemelerinin bugünkü değeri toplamı 49 milyar lira ise bu bir finansal kiralamadır. Çünkü, 49 milyar lira 50 milyar liranın % 90'ı olan 45 milyar liradan daha büyüktür.

2-4842 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununda yapılan düzenlemede 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa(3) bir atıfta bulunulmamıştır. Dolayısıyla, Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılan bir kiralama işlemi, yapılacak inceleme sonucunda kiralama işleminin bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama olarak kabul edilmemesini gerektirmesi halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilmeyecek veya tam tersi durumda Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılmayan bir kiralama işleminin yapılacak inceleme sonucunda bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama şartlarını sağladığının anlaşılması halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

3-Arazi, arsa ve binalarla ilgili kiralama sözleşmelerinde, sadece sözleşmede kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devri öngörülmüşse veya kiracıya kira süresi sonunda kiralama konusu gayrimenkulu düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınmışsa finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

4-Doğal kaynakların araştırılması veya kullanılmasına yönelik kiralama sözleşmeleri ile sinema filmleri, video kayıtları, patentler, kopyalama hakları gibi kıymetlerle ilgili lisans sözleşmeleri Mükerrer 290 ıncı madde kapsamında değerlendirilemez.

5-Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kiralama süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Sözleşme hükümlerine göre kiracının kiralama süresi başlangıcında kiralayana ödediği ve kendisine geri dönüşü olmayacak depozito veya peşin ödenmiş kira bedellerinin de kira ödemeleri içinde sayılacağı tabiidir.

Aşağıda sayılan değerler de kira süresi boyunca yapılan kira ödemeleri kapsamında değerlendirilecektir;

a)-Kira süresi sonunda kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer, (kalan değere ilişkin taahhüdün kiracı veya başka bir kişi tarafından yapılmasının önemi yoktur.)

b)-Kira süresi sonunda kiracıya düşük bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme başlangıç tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda bu satın alma hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedel.

6-Kira Ödemelerinin Bugünkü Değeri: Kira ödemelerinin, sözleşme tarihinde, kiralamada kullanılan faiz oranı dikkate alınarak hesaplanan bugünkü değerlerinin toplamıdır. Kiralamada kullanılan faiz oranı tespit edilemiyorsa, kiracının kiralamaya konu iktisadi kıymeti satın almak için aynı vade ile alması gereken borç için katlanacağı faiz oranı kullanılır.

7-Kiralamada Kullanılan Faiz Oranı: Kira ödemeleri ile garanti edilmemiş kalan değer toplamının bugünkü değerini, kiralamaya konu iktisadi kıymetin rayiç bedeline eşitleyen iskonto oranıdır.

8-İktisadi Kıymetin Rayiç Bedeli: Bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım değeridir. Diğer bir ifadeyle, fiyatlar konusunda bilgili, birbirinden bağımsız, gerçek alıcı ve satıcının karşılıklı pazarlık ortamında oluşturdukları bedeldir. Rayiç bedel sözleşmenin başlangıcında tespit edilmelidir. İktisadi kıymetin maliyet bedeli ile sözleşme başlangıcındaki rayiç bedeli arasında bir fark bulunmamalıdır.

9-Kalan Değer: Kiralanan iktisadi kıymetin kiralama süresi sonunda sahip olacağı tahmin edilen rayiç bedelidir. Kalan değer, iktisadi kıymetin maliyet bedeli ile kira süresi sonunda alabileceği rayiç değeri arasında bağlantı kurularak tahmin edilir. Kalan değerin tahmininde benzer mala ilişkin tecrübeler veya aynı nitelikteki kullanılmış kıymetlerin fiyatları da kullanılabilir.

10-Kiralama Süresi: Kiracının iktisadi kıymeti kiraladığı sözleşmede belirtilen iptal edilemez süredir. Ancak, kiralamanın başlangıcında kiracıya sözleşme süresi bitiminde kira süresini uzatma hakkı tanınmış ve bu hakkı kullanacağının kesin veya kesine yakın olduğu durumda bu ilave süre de kira süresi içinde kabul edilir. Örneğin, süre uzatımındaki kira bedelinin rayiç bedeline oranla çok düşük olması veya kiralamanın yenilenmemesi halinde kiracının ödemek zorunda kalacağı çok yüksek bir ceza miktarının tespit edilmesi hallerinde kiracı kullanım hakkını kullanacağı açık olduğundan bu durumdaki sürelerin kiralama süresi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

11-Kiralamanın Başlangıcı: Sözleşmenin yapıldığı tarih veya taraflardan birinin sözleşmenin ana maddelerinden birine ilişkin önemli yükümlülük ve taahhütlere girdiği tarihlerden erken olanıdır. Örneğin, kiralayanın sözleşme yapılmadan kiralama konusu iktisadi kıymeti kullanım amacıyla hazır hale getirme çalışmalarına başlaması halinde kiralamanın başlangıcı daha sonra yapılacak sözleşmedeki tarih değil hazır hale getirme çalışmalarına başlama tarihidir.

II-DEĞERLEME VE AMORTİSMAN UYGULAMASI

Finansal kiralamaya konu olan iktisadi kıymet ile sözleşmeden doğan hak, borç ve alacakların değerlemesi ve amortisman uygulaması aşağıdaki esaslara göre yapılacaktır.

A-Kiralayana ilişkin hükümler:

1-Kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı, anapara artı faiz, alacak olarak aktife alınacaktır. Diğer yandan, aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki fark ise gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilecektir.

2-Kiralama konusu iktisadi kıymet ise, bu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerlenecektir. İktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadi kıymet iz bedeliyle değerlenip aradaki fark iktisadi kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tâbi tutulacak olup gelir kaydedilmesi gerekmektedir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri ile kira ödemelerinin bugünkü değeri çoğu zaman birbirine eşit olacağından finansal kiralama şirketi veya kiralayan, iktisadi kıymeti genel olarak iz bedeliyle kayıtlarında gösterecektir. İktisadi kıymetin net aktif bilanço değerinden, kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu oluşan tutarın pozitif olması durumunda, pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Örneğin, net bilanço aktif değeri veya fatura tutarı 100 milyar lira, kira ödemelerinin net bugünkü değeri 95 milyar lira ise, 5 milyar lira pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Amortisman ayırma işlemi Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş sürelerde yapılacaktır. Farkın sıfır veya negatif olması durumunda amortisman ayrılması mümkün değildir ve bu kiralama konusu iktisadi kıymetler için yeniden değerleme yapılması söz konusu olmayacaktır.

3-Gelecek dönemlere ait faiz gelirleri, kiralanan iktisadi kıymetin finansal kiralama sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiç bedelinden, her bir dönem sonunda anapara geri ödemelerinin düşülmesi sonucu kalan tutar üzerinden sabit bir dönemsel faiz oranı yaratacak şekilde hesaplanması suretiyle tahakkuk ettirilecektir. Tahakkuk tarihinden vadenin bitiminin anlaşılması gerekmektedir. Her bir dönem sonu ifadesinden kira sözleşmesi ekindeki ödeme planındaki ödeme dönemlerinin anlaşılması gerekmektedir. Örneğin, 4 yıllık kiralama dönemi, yılda bir kez ödemeli ve her yıl 30/09..... tarihinde kira ödemesi öngörülmüşse, "her bir dönem sonu" ifadesinden 30/09...., 30/09..... ve sonraki yıllar tarihlerini anlamak gerekmektedir. Bu durumda, her bir 30/9.... tarihi itibariyle faiz ve ana para ayrıştırması yapılarak, pasifleştirilen faiz gelirlerinden 30/9... tarihi itibariyle bakiye anapara borcuna isabet eden faiz tutarı gelir kaydedilmelidir.

4-Aktifleştirilen alacak tutarının reeskonta tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

5-Kiralayan şirketler tarafından iktisadi kıymetin satın alınmasında Türk Lirası veya döviz cinsinden kredi kullanılmış ise ilk yıl için ödenen kur farkları ve faiz giderlerinin sözleşme yapılmasından önce kıymetin maliyetine ilave edilebilecek olması halinde maliyete ilave edilecek aksi halde ve diğer yıllarda ise gider kaydedilecektir.

6-Kiralayanın finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin üretimini veya alım satımını yapması halinde, iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri olarak rayiç bedeli dikkate alınacaktır. Rayiç bedel ile maliyet bedeli arasındaki farkın normal bir satış işleminden elde edilen kâr veya zarar olarak işleme tâbi tutulması gerekmektedir.

7-Madde hükümleri 01/07/2003 tarihinden itibaren yapılacak kiralama işlemlerine uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğinden, finansal kiralama şirketleri 01/07/2003 tarihinden önce yapılan finansal kiralama sözleşmelerindeki sabit kıymetler için amortisman ayırmaya ve yeniden değerleme yapmaya devam edecektir.

B-Kiracıya ilişkin hükümler:

1-Finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenecektir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymet, kullanma hakkı olarak aktife alınacak karşılığında ise kiralayana olan borç pasife kaydedilecektir.

2-Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi Usul Kanununun üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümü ve ilgili genel tebliğlerde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş usul ve esaslar çerçevesinde amortismana ve Kanunun Mükerrer 298 inci maddesi uyarınca da yeniden değerlemeye tâbi tutulacaktır. Diğer bir ifadeyle, kullanım hakkı, Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş amortisman sürelerinde amorti edilecektir. Sözleşmenin fesholması halinde kalan dönemler için iktisadi kıymetle ilgili olarak amortisman ayrılma ve yeniden değerleme işlemleri yapılmayacaktır.

3-Finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemeleri, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılacak ve bu ayrıştırma işlemi her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılacaktır. Kiralayan açısından yorumu yapılan "her bir dönem sonu" ifadesi, kiracı açısından sözleşmede belirtilen kira ödeme tarihidir.

4-Finansal kiralama borçlarının Vergi Usul Kanununun 285 inci maddesi kapsamında reeskonta tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

5-Finansal kiralama işlemi esas olarak bir kredi işleminden farklı değildir. Kiralayana ödenen finansal kiralama bedellerinin faiz kısmı finansman gider kısıtlamasına tabidir.

6-Kiralayan şirketin yurtdışında bulunması halinde kiracı tarafından 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun(4) değişik 24 üncü maddesine göre tevkifat yapılacağı tabiidir. (93/5147 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 3 üncü maddesinin (a) bendi gereğince %1)

7-Mükerrer 290 ıncı madde hükümleri 01/07/2003 tarihinden sonra yapılacak kiralama işlemlerine uygulanmak üzere yürürlüğe gireceğinden bu tarihten önce yapılan finansal kiralama sözleşmelerindeki ödeme planına göre fatura edilen finansal kiralama bedelleri gider kaydedilmeye devam edilecektir.

III- KATMA DEĞER VERGİSİ VE TEŞVİKLERDEN YARARLANMA

1-4842 sayılı Kanun ile finansal kiralama işlemlerinde katma değer vergisi uygulamasına ilişkin olarak herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle düzenleme öncesi uygulama, finansal kiralama şirketi tarafından malın satın alınması, finansal kiralama faturaları ve sözleşme bitiminde malın kiracıya teslimine ilişkin olarak sözkonusu düzenleme öncesindeki uygulama aynen sürdürülecektir. Örneğin, finansal kiralama faturalarında, anapara artı faiz tutarına KDV uygulanması devam edecektir. Öte yandan, finansal kiralama şirketleri dışındaki şirketlerin yaptığı ve finansal kiralama sayılan işlemlerde 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'na göre yapılan sözleşmeler için öngörülen indirimli KDV oranlarının uygulanması mümkün değildir.

2-4842 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesinde bu Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan finansal kiralama sözleşmeleri ile ilgili olarak Finansal Kiralama Kanununun bu Kanunla değiştirilmeden önceki 28 inci maddesi hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, aynı Kanunun 31 inci maddesi ile Finansal Kiralama Kanununun 28 inci maddesi değiştirilmiş ve finansal kiralama yoluyla gerçekleştirilen yatırımlarda kiralayanın, finansal kiralama konusu iktisadi kıymetlerle ilgili olarak bunların satın alınması halinde uygulanan teşviklerden yararlanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle finansal kiralama şirketleri eskiden olduğu gibi finansal kiralama yoluyla gerçekleştirilen yatırımlarda yatırım indirimi ve diğer teşvik unsurlarından yararlanmaya devam edecektir.

Tebliğ olunur.



(1) 24.04.2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(2) 10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(3) 28.6.1985 tarih ve 18795 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(4) 10.06.1949 tarih ve 7229 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.









İçerik 1:

Bilindiği üzere, 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun(1) 25 inci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununa(2) finansal kiralama işlemlerinde değerleme hükümlerini düzenleyen Mükerrer 290 ıncı madde eklenmiştir. Ancak, 4842 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin h bendi hükmü gereğince 25 inci madde 01.07.2003 tarihinden itibaren yapılacak finansal kiralama işlemlerinde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiğinden belirtilen tarihten sonra yapılacak finansal kiralama işlemlerinde bu Tebliğ hükümlerine uyulması gerekmektedir. Yapılan yasal düzenleme ile finansal kiralama işlemlerinde kiralama işleminin hukuki mahiyeti veya şekli yerine, özün önceliği ilkesi benimsenmektedir.

Mükerrer 290 ıncı maddenin 4 numaralı bendi hükmü ile Bakanlığımıza bu maddenin uygulamasına yönelik usul ve esasları belirleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye istinaden aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

I-TANIMLAR

Mükerrer 290 ıncı maddenin uygulanmasına ilişkin olarak sözkonusu maddenin 3 numaralı bendinde yer alan tanımlarla ilgili açıklamalar aşağıdadır.

1-Finansal Kiralama: Kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadi kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan riskler ile yararların tamamının veya tamamına yakınının belli bir dönemde bedel karşılığı kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalardır. Aynı iktisadi kıymete ilişkin birden fazla sözleşme, ilave, tadil ve diğer sözleşmelerin yapılması halinde tüm anlaşmalar bir arada değerlendirilmelidir.

Aşağıda belirtilen kriterlerden birini veya daha fazlasını karşılayan kiralamalar finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

a)-İktisadî kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi: Sözleşmede iktisadi kıymetin kiracıya devrine ilişkin hüküm olması veya satım opsiyonu olması ve kiracının yüksek bir olasılıkla bu opsiyonu kullanacak olması halidir.

b)-Kiracıya kira süresi sonunda iktisadi kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması: Sözleşmenin başında kira süresi sonunda iktisadi kıymetin rayiç bedelinin alacağı değerin tam olarak tespiti doğal olarak zorluklar içermektedir. Kira süresi sonunda iktisadi kıymetin alacağı rayiç bedel genel olarak enflasyon ve kıymetin amortismanı ve diğer unsurlar dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Kira süresi sonunda kiracının satın alma hakkını kullanacağının büyük bir olasılıkla tahmin edildiği durum tarif edilmektedir. Örneğin, X şirketi sahip olduğu ve sözleşme başındaki rayiç bedeli 50 milyar lira olan bir iktisadi kıymetini 5 yıllık bir süre için Y şirketine kiralasın. Sözleşme başında iktisadi kıymetin enflasyon ve amortismanı dikkate alınarak sözleşme sonunda alacağı değer

5 milyar lira olarak tahmin edilsin. Kiracı Y şirketinin 5 yıllık kira süresi sonunda iktisadi kıymeti 1 milyar liraya veya daha düşük bir değere satın alma hakkı opsiyonu bulunsun. Bu durumda kiracı şirket tarafından kira süresi sonunda satın alma hakkının kullanılacağı açıktır.

c)-Kiralama süresinin iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün % 80'inden daha büyük bir bölümünü kapsaması: Ekonomik ömür, bir iktisadi kıymetin ekonomik olarak kullanılabileceği veya belli sayıdaki üretimin elde edilebileceği tahmin edilen dönemdir. Örneğin, iktisadi kıymetin ekonomik ömrü 10 yıl, kiralama süresi 9 yıl ise kiralama süresi ekonomik ömrün %80'inden fazla olduğu için bu kiralama bir finansal kiralama olacaktır. Kiracı iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün önemli bir kısmını, % 80 veya daha fazlası, kullanma hakkına sahip ise aynı zamanda iktisadi kıymetin ekonomik faydasının önemli bir bölümünü elde etmekte ve aynı zamanda risklerine de maruz kalmaktadır. Bazı iktisadi kıymetlerin ekonomik ömür nispetinin hesaplanmasında oransal olarak ilk yıllarının son yıllarına göre daha fazla ekonomik fayda sağlayacağı göz önünde tutulabilir.

d)-Sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadi kıymetin rayiç bedelinin % 90'ından daha büyük bir değeri oluşturması: Aşağıdaki 5 ve 6 ncı maddelere göre tespit edilen kira ödemelerinin bugünkü değeri toplamının iktisadi kıymetin sözleşme başındaki rayiç bedelinin % 90'ından büyük olması halinde kiralama finansal kiralamadır. Örneğin, kiralama başlangıcında iktisadi kıymetin rayiç bedeli 50 milyar lira ve kira ödemelerinin bugünkü değeri toplamı 49 milyar lira ise bu bir finansal kiralamadır. Çünkü, 49 milyar lira 50 milyar liranın % 90'ı olan 45 milyar liradan daha büyüktür.

2-4842 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununda yapılan düzenlemede 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa(3) bir atıfta bulunulmamıştır. Dolayısıyla, Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılan bir kiralama işlemi, yapılacak inceleme sonucunda kiralama işleminin bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama olarak kabul edilmemesini gerektirmesi halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilmeyecek veya tam tersi durumda Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılmayan bir kiralama işleminin yapılacak inceleme sonucunda bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama şartlarını sağladığının anlaşılması halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

3-Arazi, arsa ve binalarla ilgili kiralama sözleşmelerinde, sadece sözleşmede kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devri öngörülmüşse veya kiracıya kira süresi sonunda kiralama konusu gayrimenkulu düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınmışsa finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

4-Doğal kaynakların araştırılması veya kullanılmasına yönelik kiralama sözleşmeleri ile sinema filmleri, video kayıtları, patentler, kopyalama hakları gibi kıymetlerle ilgili lisans sözleşmeleri Mükerrer 290 ıncı madde kapsamında değerlendirilemez.

5-Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kiralama süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Sözleşme hükümlerine göre kiracının kiralama süresi başlangıcında kiralayana ödediği ve kendisine geri dönüşü olmayacak depozito veya peşin ödenmiş kira bedellerinin de kira ödemeleri içinde sayılacağı tabiidir.

Aşağıda sayılan değerler de kira süresi boyunca yapılan kira ödemeleri kapsamında değerlendirilecektir;

a)-Kira süresi sonunda kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer, (kalan değere ilişkin taahhüdün kiracı veya başka bir kişi tarafından yapılmasının önemi yoktur.)

b)-Kira süresi sonunda kiracıya düşük bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme başlangıç tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda bu satın alma hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedel.

6-Kira Ödemelerinin Bugünkü Değeri: Kira ödemelerinin, sözleşme tarihinde, kiralamada kullanılan faiz oranı dikkate alınarak hesaplanan bugünkü değerlerinin toplamıdır. Kiralamada kullanılan faiz oranı tespit edilemiyorsa, kiracının kiralamaya konu iktisadi kıymeti satın almak için aynı vade ile alması gereken borç için katlanacağı faiz oranı kullanılır.

7-Kiralamada Kullanılan Faiz Oranı: Kira ödemeleri ile garanti edilmemiş kalan değer toplamının bugünkü değerini, kiralamaya konu iktisadi kıymetin rayiç bedeline eşitleyen iskonto oranıdır.

8-İktisadi Kıymetin Rayiç Bedeli: Bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım değeridir. Diğer bir ifadeyle, fiyatlar konusunda bilgili, birbirinden bağımsız, gerçek alıcı ve satıcının karşılıklı pazarlık ortamında oluşturdukları bedeldir. Rayiç bedel sözleşmenin başlangıcında tespit edilmelidir. İktisadi kıymetin maliyet bedeli ile sözleşme başlangıcındaki rayiç bedeli arasında bir fark bulunmamalıdır.

9-Kalan Değer: Kiralanan iktisadi kıymetin kiralama süresi sonunda sahip olacağı tahmin edilen rayiç bedelidir. Kalan değer, iktisadi kıymetin maliyet bedeli ile kira süresi sonunda alabileceği rayiç değeri arasında bağlantı kurularak tahmin edilir. Kalan değerin tahmininde benzer mala ilişkin tecrübeler veya aynı nitelikteki kullanılmış kıymetlerin fiyatları da kullanılabilir.

10-Kiralama Süresi: Kiracının iktisadi kıymeti kiraladığı sözleşmede belirtilen iptal edilemez süredir. Ancak, kiralamanın başlangıcında kiracıya sözleşme süresi bitiminde kira süresini uzatma hakkı tanınmış ve bu hakkı kullanacağının kesin veya kesine yakın olduğu durumda bu ilave süre de kira süresi içinde kabul edilir. Örneğin, süre uzatımındaki kira bedelinin rayiç bedeline oranla çok düşük olması veya kiralamanın yenilenmemesi halinde kiracının ödemek zorunda kalacağı çok yüksek bir ceza miktarının tespit edilmesi hallerinde kiracı kullanım hakkını kullanacağı açık olduğundan bu durumdaki sürelerin kiralama süresi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

11-Kiralamanın Başlangıcı: Sözleşmenin yapıldığı tarih veya taraflardan birinin sözleşmenin ana maddelerinden birine ilişkin önemli yükümlülük ve taahhütlere girdiği tarihlerden erken olanıdır. Örneğin, kiralayanın sözleşme yapılmadan kiralama konusu iktisadi kıymeti kullanım amacıyla hazır hale getirme çalışmalarına başlaması halinde kiralamanın başlangıcı daha sonra yapılacak sözleşmedeki tarih değil hazır hale getirme çalışmalarına başlama tarihidir.

II-DEĞERLEME VE AMORTİSMAN UYGULAMASI

Finansal kiralamaya konu olan iktisadi kıymet ile sözleşmeden doğan hak, borç ve alacakların değerlemesi ve amortisman uygulaması aşağıdaki esaslara göre yapılacaktır.

A-Kiralayana ilişkin hükümler:

1-Kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı, anapara artı faiz, alacak olarak aktife alınacaktır. Diğer yandan, aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki fark ise gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilecektir.

2-Kiralama konusu iktisadi kıymet ise, bu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerlenecektir. İktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadi kıymet iz bedeliyle değerlenip aradaki fark iktisadi kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tâbi tutulacak olup gelir kaydedilmesi gerekmektedir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri ile kira ödemelerinin bugünkü değeri çoğu zaman birbirine eşit olacağından finansal kiralama şirketi veya kiralayan, iktisadi kıymeti genel olarak iz bedeliyle kayıtlarında gösterecektir. İktisadi kıymetin net aktif bilanço değerinden, kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu oluşan tutarın pozitif olması durumunda, pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Örneğin, net bilanço aktif değeri veya fatura tutarı 100 milyar lira, kira ödemelerinin net bugünkü değeri 95 milyar lira ise, 5 milyar lira pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Amortisman ayırma işlemi Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş sürelerde yapılacaktır. Farkın sıfır veya negatif olması durumunda amortisman ayrılması mümkün değildir ve bu kiralama konusu iktisadi kıymetler için yeniden değerleme yapılması söz konusu olmayacaktır.

3-Gelecek dönemlere ait faiz gelirleri, kiralanan iktisadi kıymetin finansal kiralama sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiç bedelinden, her bir dönem sonunda anapara geri ödemelerinin düşülmesi sonucu kalan tutar üzerinden sabit bir dönemsel faiz oranı yaratacak şekilde hesaplanması suretiyle tahakkuk ettirilecektir. Tahakkuk tarihinden vadenin bitiminin anlaşılması gerekmektedir. Her bir dönem sonu ifadesinden kira sözleşmesi ekindeki ödeme planındaki ödeme dönemlerinin anlaşılması gerekmektedir. Örneğin, 4 yıllık kiralama dönemi, yılda bir kez ödemeli ve her yıl 30/09..... tarihinde kira ödemesi öngörülmüşse, "her bir dönem sonu" ifadesinden 30/09...., 30/09..... ve sonraki yıllar tarihlerini anlamak gerekmektedir. Bu durumda, her bir 30/9.... tarihi itibariyle faiz ve ana para ayrıştırması yapılarak, pasifleştirilen faiz gelirlerinden 30/9... tarihi itibariyle bakiye anapara borcuna isabet eden faiz tutarı gelir kaydedilmelidir.

4-Aktifleştirilen alacak tutarının reeskonta tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

5-Kiralayan şirketler tarafından iktisadi kıymetin satın alınmasında Türk Lirası veya döviz cinsinden kredi kullanılmış ise ilk yıl için ödenen kur farkları ve faiz giderlerinin sözleşme yapılmasından önce kıymetin maliyetine ilave edilebilecek olması halinde maliyete ilave edilecek aksi halde ve diğer yıllarda ise gider kaydedilecektir.

6-Kiralayanın finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin üretimini veya alım satımını yapması halinde, iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri olarak rayiç bedeli dikkate alınacaktır. Rayiç bedel ile maliyet bedeli arasındaki farkın normal bir satış işleminden elde edilen kâr veya zarar olarak işleme tâbi tutulması gerekmektedir.

7-Madde hükümleri 01/07/2003 tarihinden itibaren yapılacak kiralama işlemlerine uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğinden, finansal kiralama şirketleri 01/07/2003 tarihinden önce yapılan finansal kiralama sözleşmelerindeki sabit kıymetler için amortisman ayırmaya ve yeniden değerleme yapmaya devam edecektir.

B-Kiracıya ilişkin hükümler:

1-Finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenecektir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymet, kullanma hakkı olarak aktife alınacak karşılığında ise kiralayana olan borç pasife kaydedilecektir.

2-Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi Usul Kanununun üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümü ve ilgili genel tebliğlerde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş usul ve esaslar çerçevesinde amortismana ve Kanunun Mükerrer 298 inci maddesi uyarınca da yeniden değerlemeye tâbi tutulacaktır. Diğer bir ifadeyle, kullanım hakkı, Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş amortisman sürelerinde amorti edilecektir. Sözleşmenin fesholması halinde kalan dönemler için iktisadi kıymetle ilgili olarak amortisman ayrılma ve yeniden değerleme işlemleri yapılmayacaktır.

3-Finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemeleri, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılacak ve bu ayrıştırma işlemi her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılacaktır. Kiralayan açısından yorumu yapılan "her bir dönem sonu" ifadesi, kiracı açısından sözleşmede belirtilen kira ödeme tarihidir.

4-Finansal kiralama borçlarının Vergi Usul Kanununun 285 inci maddesi kapsamında reeskonta tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

5-Finansal kiralama işlemi esas olarak bir kredi işleminden farklı değildir. Kiralayana ödenen finansal kiralama bedellerinin faiz kısmı finansman gider kısıtlamasına tabidir.

6-Kiralayan şirketin yurtdışında bulunması halinde kiracı tarafından 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun(4) değişik 24 üncü maddesine göre tevkifat yapılacağı tabiidir. (93/5147 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 3 üncü maddesinin (a) bendi gereğince %1)

7-Mükerrer 290 ıncı madde hükümleri 01/07/2003 tarihinden sonra yapılacak kiralama işlemlerine uygulanmak üzere yürürlüğe gireceğinden bu tarihten önce yapılan finansal kiralama sözleşmelerindeki ödeme planına göre fatura edilen finansal kiralama bedelleri gider kaydedilmeye devam edilecektir.

III- KATMA DEĞER VERGİSİ VE TEŞVİKLERDEN YARARLANMA

1-4842 sayılı Kanun ile finansal kiralama işlemlerinde katma değer vergisi uygulamasına ilişkin olarak herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle düzenleme öncesi uygulama, finansal kiralama şirketi tarafından malın satın alınması, finansal kiralama faturaları ve sözleşme bitiminde malın kiracıya teslimine ilişkin olarak sözkonusu düzenleme öncesindeki uygulama aynen sürdürülecektir. Örneğin, finansal kiralama faturalarında, anapara artı faiz tutarına KDV uygulanması devam edecektir. Öte yandan, finansal kiralama şirketleri dışındaki şirketlerin yaptığı ve finansal kiralama sayılan işlemlerde 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'na göre yapılan sözleşmeler için öngörülen indirimli KDV oranlarının uygulanması mümkün değildir.

2-4842 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesinde bu Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan finansal kiralama sözleşmeleri ile ilgili olarak Finansal Kiralama Kanununun bu Kanunla değiştirilmeden önceki 28 inci maddesi hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, aynı Kanunun 31 inci maddesi ile Finansal Kiralama Kanununun 28 inci maddesi değiştirilmiş ve finansal kiralama yoluyla gerçekleştirilen yatırımlarda kiralayanın, finansal kiralama konusu iktisadi kıymetlerle ilgili olarak bunların satın alınması halinde uygulanan teşviklerden yararlanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle finansal kiralama şirketleri eskiden olduğu gibi finansal kiralama yoluyla gerçekleştirilen yatırımlarda yatırım indirimi ve diğer teşvik unsurlarından yararlanmaya devam edecektir.

Tebliğ olunur.



(1) 24.04.2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(2) 10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(3) 28.6.1985 tarih ve 18795 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(4) 10.06.1949 tarih ve 7229 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.









İçerik 2:

Bilindiği üzere, 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun(1) 25 inci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununa(2) finansal kiralama işlemlerinde değerleme hükümlerini düzenleyen Mükerrer 290 ıncı madde eklenmiştir. Ancak, 4842 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin h bendi hükmü gereğince 25 inci madde 01.07.2003 tarihinden itibaren yapılacak finansal kiralama işlemlerinde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiğinden belirtilen tarihten sonra yapılacak finansal kiralama işlemlerinde bu Tebliğ hükümlerine uyulması gerekmektedir. Yapılan yasal düzenleme ile finansal kiralama işlemlerinde kiralama işleminin hukuki mahiyeti veya şekli yerine, özün önceliği ilkesi benimsenmektedir.

Mükerrer 290 ıncı maddenin 4 numaralı bendi hükmü ile Bakanlığımıza bu maddenin uygulamasına yönelik usul ve esasları belirleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye istinaden aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

I-TANIMLAR

Mükerrer 290 ıncı maddenin uygulanmasına ilişkin olarak sözkonusu maddenin 3 numaralı bendinde yer alan tanımlarla ilgili açıklamalar aşağıdadır.

1-Finansal Kiralama: Kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devredilip devredilmediğine bakılmaksızın, bir iktisadi kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan riskler ile yararların tamamının veya tamamına yakınının belli bir dönemde bedel karşılığı kiracıya bırakılması sonucunu doğuran kiralamalardır. Aynı iktisadi kıymete ilişkin birden fazla sözleşme, ilave, tadil ve diğer sözleşmelerin yapılması halinde tüm anlaşmalar bir arada değerlendirilmelidir.

Aşağıda belirtilen kriterlerden birini veya daha fazlasını karşılayan kiralamalar finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

a)-İktisadî kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi: Sözleşmede iktisadi kıymetin kiracıya devrine ilişkin hüküm olması veya satım opsiyonu olması ve kiracının yüksek bir olasılıkla bu opsiyonu kullanacak olması halidir.

b)-Kiracıya kira süresi sonunda iktisadi kıymeti rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması: Sözleşmenin başında kira süresi sonunda iktisadi kıymetin rayiç bedelinin alacağı değerin tam olarak tespiti doğal olarak zorluklar içermektedir. Kira süresi sonunda iktisadi kıymetin alacağı rayiç bedel genel olarak enflasyon ve kıymetin amortismanı ve diğer unsurlar dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Kira süresi sonunda kiracının satın alma hakkını kullanacağının büyük bir olasılıkla tahmin edildiği durum tarif edilmektedir. Örneğin, X şirketi sahip olduğu ve sözleşme başındaki rayiç bedeli 50 milyar lira olan bir iktisadi kıymetini 5 yıllık bir süre için Y şirketine kiralasın. Sözleşme başında iktisadi kıymetin enflasyon ve amortismanı dikkate alınarak sözleşme sonunda alacağı değer

5 milyar lira olarak tahmin edilsin. Kiracı Y şirketinin 5 yıllık kira süresi sonunda iktisadi kıymeti 1 milyar liraya veya daha düşük bir değere satın alma hakkı opsiyonu bulunsun. Bu durumda kiracı şirket tarafından kira süresi sonunda satın alma hakkının kullanılacağı açıktır.

c)-Kiralama süresinin iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün % 80'inden daha büyük bir bölümünü kapsaması: Ekonomik ömür, bir iktisadi kıymetin ekonomik olarak kullanılabileceği veya belli sayıdaki üretimin elde edilebileceği tahmin edilen dönemdir. Örneğin, iktisadi kıymetin ekonomik ömrü 10 yıl, kiralama süresi 9 yıl ise kiralama süresi ekonomik ömrün %80'inden fazla olduğu için bu kiralama bir finansal kiralama olacaktır. Kiracı iktisadi kıymetin ekonomik ömrünün önemli bir kısmını, % 80 veya daha fazlası, kullanma hakkına sahip ise aynı zamanda iktisadi kıymetin ekonomik faydasının önemli bir bölümünü elde etmekte ve aynı zamanda risklerine de maruz kalmaktadır. Bazı iktisadi kıymetlerin ekonomik ömür nispetinin hesaplanmasında oransal olarak ilk yıllarının son yıllarına göre daha fazla ekonomik fayda sağlayacağı göz önünde tutulabilir.

d)-Sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadi kıymetin rayiç bedelinin % 90'ından daha büyük bir değeri oluşturması: Aşağıdaki 5 ve 6 ncı maddelere göre tespit edilen kira ödemelerinin bugünkü değeri toplamının iktisadi kıymetin sözleşme başındaki rayiç bedelinin % 90'ından büyük olması halinde kiralama finansal kiralamadır. Örneğin, kiralama başlangıcında iktisadi kıymetin rayiç bedeli 50 milyar lira ve kira ödemelerinin bugünkü değeri toplamı 49 milyar lira ise bu bir finansal kiralamadır. Çünkü, 49 milyar lira 50 milyar liranın % 90'ı olan 45 milyar liradan daha büyüktür.

2-4842 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununda yapılan düzenlemede 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa(3) bir atıfta bulunulmamıştır. Dolayısıyla, Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılan bir kiralama işlemi, yapılacak inceleme sonucunda kiralama işleminin bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama olarak kabul edilmemesini gerektirmesi halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilmeyecek veya tam tersi durumda Finansal Kiralama Kanunu kapsamında yapılmayan bir kiralama işleminin yapılacak inceleme sonucunda bu madde hükümleri gereğince finansal kiralama şartlarını sağladığının anlaşılması halinde vergi uygulamaları açısından finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

3-Arazi, arsa ve binalarla ilgili kiralama sözleşmelerinde, sadece sözleşmede kira süresi sonunda mülkiyet hakkının kiracıya devri öngörülmüşse veya kiracıya kira süresi sonunda kiralama konusu gayrimenkulu düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınmışsa finansal kiralama olarak kabul edilecektir.

4-Doğal kaynakların araştırılması veya kullanılmasına yönelik kiralama sözleşmeleri ile sinema filmleri, video kayıtları, patentler, kopyalama hakları gibi kıymetlerle ilgili lisans sözleşmeleri Mükerrer 290 ıncı madde kapsamında değerlendirilemez.

5-Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kiralama süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Sözleşme hükümlerine göre kiracının kiralama süresi başlangıcında kiralayana ödediği ve kendisine geri dönüşü olmayacak depozito veya peşin ödenmiş kira bedellerinin de kira ödemeleri içinde sayılacağı tabiidir.

Aşağıda sayılan değerler de kira süresi boyunca yapılan kira ödemeleri kapsamında değerlendirilecektir;

a)-Kira süresi sonunda kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer, (kalan değere ilişkin taahhüdün kiracı veya başka bir kişi tarafından yapılmasının önemi yoktur.)

b)-Kira süresi sonunda kiracıya düşük bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme başlangıç tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda bu satın alma hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedel.

6-Kira Ödemelerinin Bugünkü Değeri: Kira ödemelerinin, sözleşme tarihinde, kiralamada kullanılan faiz oranı dikkate alınarak hesaplanan bugünkü değerlerinin toplamıdır. Kiralamada kullanılan faiz oranı tespit edilemiyorsa, kiracının kiralamaya konu iktisadi kıymeti satın almak için aynı vade ile alması gereken borç için katlanacağı faiz oranı kullanılır.

7-Kiralamada Kullanılan Faiz Oranı: Kira ödemeleri ile garanti edilmemiş kalan değer toplamının bugünkü değerini, kiralamaya konu iktisadi kıymetin rayiç bedeline eşitleyen iskonto oranıdır.

8-İktisadi Kıymetin Rayiç Bedeli: Bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım değeridir. Diğer bir ifadeyle, fiyatlar konusunda bilgili, birbirinden bağımsız, gerçek alıcı ve satıcının karşılıklı pazarlık ortamında oluşturdukları bedeldir. Rayiç bedel sözleşmenin başlangıcında tespit edilmelidir. İktisadi kıymetin maliyet bedeli ile sözleşme başlangıcındaki rayiç bedeli arasında bir fark bulunmamalıdır.

9-Kalan Değer: Kiralanan iktisadi kıymetin kiralama süresi sonunda sahip olacağı tahmin edilen rayiç bedelidir. Kalan değer, iktisadi kıymetin maliyet bedeli ile kira süresi sonunda alabileceği rayiç değeri arasında bağlantı kurularak tahmin edilir. Kalan değerin tahmininde benzer mala ilişkin tecrübeler veya aynı nitelikteki kullanılmış kıymetlerin fiyatları da kullanılabilir.

10-Kiralama Süresi: Kiracının iktisadi kıymeti kiraladığı sözleşmede belirtilen iptal edilemez süredir. Ancak, kiralamanın başlangıcında kiracıya sözleşme süresi bitiminde kira süresini uzatma hakkı tanınmış ve bu hakkı kullanacağının kesin veya kesine yakın olduğu durumda bu ilave süre de kira süresi içinde kabul edilir. Örneğin, süre uzatımındaki kira bedelinin rayiç bedeline oranla çok düşük olması veya kiralamanın yenilenmemesi halinde kiracının ödemek zorunda kalacağı çok yüksek bir ceza miktarının tespit edilmesi hallerinde kiracı kullanım hakkını kullanacağı açık olduğundan bu durumdaki sürelerin kiralama süresi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

11-Kiralamanın Başlangıcı: Sözleşmenin yapıldığı tarih veya taraflardan birinin sözleşmenin ana maddelerinden birine ilişkin önemli yükümlülük ve taahhütlere girdiği tarihlerden erken olanıdır. Örneğin, kiralayanın sözleşme yapılmadan kiralama konusu iktisadi kıymeti kullanım amacıyla hazır hale getirme çalışmalarına başlaması halinde kiralamanın başlangıcı daha sonra yapılacak sözleşmedeki tarih değil hazır hale getirme çalışmalarına başlama tarihidir.

II-DEĞERLEME VE AMORTİSMAN UYGULAMASI

Finansal kiralamaya konu olan iktisadi kıymet ile sözleşmeden doğan hak, borç ve alacakların değerlemesi ve amortisman uygulaması aşağıdaki esaslara göre yapılacaktır.

A-Kiralayana ilişkin hükümler:

1-Kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı, anapara artı faiz, alacak olarak aktife alınacaktır. Diğer yandan, aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki fark ise gelecek dönemlere ait faiz geliri olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilecektir.

2-Kiralama konusu iktisadi kıymet ise, bu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutar ile değerlenecektir. İktisadi kıymetin net bilanço aktif değerinden kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu bulunan tutarın sıfır veya negatif olması halinde, iktisadi kıymet iz bedeliyle değerlenip aradaki fark iktisadi kıymetin elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar gibi işleme tâbi tutulacak olup gelir kaydedilmesi gerekmektedir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri ile kira ödemelerinin bugünkü değeri çoğu zaman birbirine eşit olacağından finansal kiralama şirketi veya kiralayan, iktisadi kıymeti genel olarak iz bedeliyle kayıtlarında gösterecektir. İktisadi kıymetin net aktif bilanço değerinden, kira ödemelerinin bugünkü değerinin düşülmesi sonucu oluşan tutarın pozitif olması durumunda, pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Örneğin, net bilanço aktif değeri veya fatura tutarı 100 milyar lira, kira ödemelerinin net bugünkü değeri 95 milyar lira ise, 5 milyar lira pozitif fark finansal kiralama şirketi tarafından amortismana tabi tutulacaktır. Amortisman ayırma işlemi Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş sürelerde yapılacaktır. Farkın sıfır veya negatif olması durumunda amortisman ayrılması mümkün değildir ve bu kiralama konusu iktisadi kıymetler için yeniden değerleme yapılması söz konusu olmayacaktır.

3-Gelecek dönemlere ait faiz gelirleri, kiralanan iktisadi kıymetin finansal kiralama sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiç bedelinden, her bir dönem sonunda anapara geri ödemelerinin düşülmesi sonucu kalan tutar üzerinden sabit bir dönemsel faiz oranı yaratacak şekilde hesaplanması suretiyle tahakkuk ettirilecektir. Tahakkuk tarihinden vadenin bitiminin anlaşılması gerekmektedir. Her bir dönem sonu ifadesinden kira sözleşmesi ekindeki ödeme planındaki ödeme dönemlerinin anlaşılması gerekmektedir. Örneğin, 4 yıllık kiralama dönemi, yılda bir kez ödemeli ve her yıl 30/09..... tarihinde kira ödemesi öngörülmüşse, "her bir dönem sonu" ifadesinden 30/09...., 30/09..... ve sonraki yıllar tarihlerini anlamak gerekmektedir. Bu durumda, her bir 30/9.... tarihi itibariyle faiz ve ana para ayrıştırması yapılarak, pasifleştirilen faiz gelirlerinden 30/9... tarihi itibariyle bakiye anapara borcuna isabet eden faiz tutarı gelir kaydedilmelidir.

4-Aktifleştirilen alacak tutarının reeskonta tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

5-Kiralayan şirketler tarafından iktisadi kıymetin satın alınmasında Türk Lirası veya döviz cinsinden kredi kullanılmış ise ilk yıl için ödenen kur farkları ve faiz giderlerinin sözleşme yapılmasından önce kıymetin maliyetine ilave edilebilecek olması halinde maliyete ilave edilecek aksi halde ve diğer yıllarda ise gider kaydedilecektir.

6-Kiralayanın finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin üretimini veya alım satımını yapması halinde, iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri olarak rayiç bedeli dikkate alınacaktır. Rayiç bedel ile maliyet bedeli arasındaki farkın normal bir satış işleminden elde edilen kâr veya zarar olarak işleme tâbi tutulması gerekmektedir.

7-Madde hükümleri 01/07/2003 tarihinden itibaren yapılacak kiralama işlemlerine uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğinden, finansal kiralama şirketleri 01/07/2003 tarihinden önce yapılan finansal kiralama sözleşmelerindeki sabit kıymetler için amortisman ayırmaya ve yeniden değerleme yapmaya devam edecektir.

B-Kiracıya ilişkin hükümler:

1-Finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenecektir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymet, kullanma hakkı olarak aktife alınacak karşılığında ise kiralayana olan borç pasife kaydedilecektir.

2-Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi Usul Kanununun üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümü ve ilgili genel tebliğlerde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş usul ve esaslar çerçevesinde amortismana ve Kanunun Mükerrer 298 inci maddesi uyarınca da yeniden değerlemeye tâbi tutulacaktır. Diğer bir ifadeyle, kullanım hakkı, Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş amortisman sürelerinde amorti edilecektir. Sözleşmenin fesholması halinde kalan dönemler için iktisadi kıymetle ilgili olarak amortisman ayrılma ve yeniden değerleme işlemleri yapılmayacaktır.

3-Finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemeleri, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılacak ve bu ayrıştırma işlemi her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılacaktır. Kiralayan açısından yorumu yapılan "her bir dönem sonu" ifadesi, kiracı açısından sözleşmede belirtilen kira ödeme tarihidir.

4-Finansal kiralama borçlarının Vergi Usul Kanununun 285 inci maddesi kapsamında reeskonta tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

5-Finansal kiralama işlemi esas olarak bir kredi işleminden farklı değildir. Kiralayana ödenen finansal kiralama bedellerinin faiz kısmı finansman gider kısıtlamasına tabidir.

6-Kiralayan şirketin yurtdışında bulunması halinde kiracı tarafından 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun(4) değişik 24 üncü maddesine göre tevkifat yapılacağı tabiidir. (93/5147 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 3 üncü maddesinin (a) bendi gereğince %1)

7-Mükerrer 290 ıncı madde hükümleri 01/07/2003 tarihinden sonra yapılacak kiralama işlemlerine uygulanmak üzere yürürlüğe gireceğinden bu tarihten önce yapılan finansal kiralama sözleşmelerindeki ödeme planına göre fatura edilen finansal kiralama bedelleri gider kaydedilmeye devam edilecektir.

III- KATMA DEĞER VERGİSİ VE TEŞVİKLERDEN YARARLANMA

1-4842 sayılı Kanun ile finansal kiralama işlemlerinde katma değer vergisi uygulamasına ilişkin olarak herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle düzenleme öncesi uygulama, finansal kiralama şirketi tarafından malın satın alınması, finansal kiralama faturaları ve sözleşme bitiminde malın kiracıya teslimine ilişkin olarak sözkonusu düzenleme öncesindeki uygulama aynen sürdürülecektir. Örneğin, finansal kiralama faturalarında, anapara artı faiz tutarına KDV uygulanması devam edecektir. Öte yandan, finansal kiralama şirketleri dışındaki şirketlerin yaptığı ve finansal kiralama sayılan işlemlerde 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'na göre yapılan sözleşmeler için öngörülen indirimli KDV oranlarının uygulanması mümkün değildir.

2-4842 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesinde bu Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan finansal kiralama sözleşmeleri ile ilgili olarak Finansal Kiralama Kanununun bu Kanunla değiştirilmeden önceki 28 inci maddesi hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, aynı Kanunun 31 inci maddesi ile Finansal Kiralama Kanununun 28 inci maddesi değiştirilmiş ve finansal kiralama yoluyla gerçekleştirilen yatırımlarda kiralayanın, finansal kiralama konusu iktisadi kıymetlerle ilgili olarak bunların satın alınması halinde uygulanan teşviklerden yararlanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle finansal kiralama şirketleri eskiden olduğu gibi finansal kiralama yoluyla gerçekleştirilen yatırımlarda yatırım indirimi ve diğer teşvik unsurlarından yararlanmaya devam edecektir.

Tebliğ olunur.



(1) 24.04.2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(2) 10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(3) 28.6.1985 tarih ve 18795 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

(4) 10.06.1949 tarih ve 7229 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.









Resmi Gazete No: Resmi Gazete Tarihi: Cuma, 18 Mayıs, 1973 Adı: UID: 4JJ47H1SUJJI1YZN
İçerik:

Borsada rayici olmayan yabancı paralara ait kurlar hakkında Vergi Usul Kanunu 113 No. lu Genel Tebliğe ektir.

İngiliz ve İtalyan paralarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince yapılacak değerlemesine esas olmak üzere, aynı kanunun 280 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkraları hükümlerine dayanılarak Bakanlığımızca tesblt olunan kurları aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmiştir.

Bu paralar ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlendirilmesinde, 18.5.1973 sabahından İtibaren aşağıdaki kurlar uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesi rica olunur.










Sıra No.
113 No.lu Gn. Teb. Sıra No.:
DÖVİZLER
Kuruş
1
11
100 Liret
236,89
2
13
1 Sterlin
3528,00


(*) Güncelliği Kalmamıştır.

İçerik 1:

Borsada rayici olmayan yabancı paralara ait kurlar hakkında Vergi Usul Kanunu 113 No. lu Genel Tebliğe ektir.

İngiliz ve İtalyan paralarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince yapılacak değerlemesine esas olmak üzere, aynı kanunun 280 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkraları hükümlerine dayanılarak Bakanlığımızca tesblt olunan kurları aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmiştir.

Bu paralar ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlendirilmesinde, 18.5.1973 sabahından İtibaren aşağıdaki kurlar uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesi rica olunur.










Sıra No.
113 No.lu Gn. Teb. Sıra No.:
DÖVİZLER
Kuruş
1
11
100 Liret
236,89
2
13
1 Sterlin
3528,00


(*) Güncelliği Kalmamıştır.

İçerik 2:

Borsada rayici olmayan yabancı paralara ait kurlar hakkında Vergi Usul Kanunu 113 No. lu Genel Tebliğe ektir.

İngiliz ve İtalyan paralarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince yapılacak değerlemesine esas olmak üzere, aynı kanunun 280 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkraları hükümlerine dayanılarak Bakanlığımızca tesblt olunan kurları aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmiştir.

Bu paralar ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlendirilmesinde, 18.5.1973 sabahından İtibaren aşağıdaki kurlar uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesi rica olunur.










Sıra No.
113 No.lu Gn. Teb. Sıra No.:
DÖVİZLER
Kuruş
1
11
100 Liret
236,89
2
13
1 Sterlin
3528,00


(*) Güncelliği Kalmamıştır.

Sayfalar